İpek ve Yedi Renkli İplik: Paylaşılan Dileğin Klasik Masalı
Bir varmış, bir yokmuş; dağların eteklerinde Renkova adlı neşeli bir ülke varmış. Bu ülkede her evin penceresinde renkli bir kilim asılır, bahar şenliği başlayınca sokaklar gökkuşağına dönermiş. Bir yıl, vadiden yükselen gri bir sis bütün boyaları soldurmuş. Dokumacı çırağı İpek, Usta Suna'nın tezgâhında kalan son canlı ipliği korurken küçük fındık faresi Tıkır, duvarın arkasında parlayan gizli bir mekik bulmuş.

Mekiğin üzerinde yedi boş oyuk varmış. Usta Suna, her oyuğun yalnız iyi bir davranışla renklenebileceğini söylemiş. İpek ve Tıkır ilk olarak soğuktan titreyen çömlekçi Nine'ye odun taşımış. Ocak yanınca mekikte yakut kırmızısı bir iplik belirmiş. Saray görevlisi ipliği yalnız kralın pelerini için isterse İpek nazikçe reddetmiş. Rengin tek bir omuzda değil, bütün ülkenin yüzünde parlaması gerektiğine inanıyormuş.

İkinci iplik için aceleci dereyi geçmeleri gerekmiş. İpek, kaygan taşlara koşmak yerine suyun sakinleşmesini beklemiş, sonra da karşı kıyıda mahsur kalan kuzuyu kucağına almış. Mekik sabrın mavisi ve şefkatin yeşiliyle ışıldamış. Yol boyunca Tıkır, küçük olduğu için işe yaramadığını düşünmüş; fakat dar bir kovuğa girip kayıp yün tarağını bulunca kehribar rengi dördüncü iplik ortaya çıkmış. İpek, her becerinin farklı bir kapı açtığını söylemiş.

Kalan üç renk için meydanda herkesi toplamışlar. Fırıncı sıcak ekmeğini paylaşmış, çocuklar yaşlıların kovalarını taşımış, kral da sarayın kapalı boya bahçesini halka açmış. Her iyilikte mekik yeni bir renkle dolmuş: ekmeğin altın sarısı, güvenin menekşe moru ve birlikte çalışmanın parlak turkuazı. Gri sis meydanı iyice sarınca insanlar korkuyla evlerine dönmek istemiş, ama İpek yedi ipliği tezgâha takıp herkesten bir süre daha yanında kalmasını rica etmiş.

Usta Suna pedallara, İpek mekiğe, Tıkır da gevşeyen düğümlere bakmış. Fırıncı, çömlekçi, çocuklar ve kral tezgâhın büyük çarkını sırayla çevirmiş. Yedi renk birbirine karışmadan yan yana uzanmış ve ülkenin bütün evlerini gösteren kocaman bir kilime dönüşmüş. Kilim tamamlanınca içinden sıcak bir rüzgâr yükselmiş; gri sisi dağıtmış, çiçekleri ve pencerelerdeki eski dokumaları yeniden renklendirmiş. Meydan sevinçli kahkahalarla dolmuş.

Kral, İpek'e üç dilek hakkı vermiş. İpek kendisi için taç ya da hazine istememiş; herkesin dokumayı öğrenebileceği açık bir atölye, hiçbir evin soğuk kalmaması için ortak bir odunluk ve Tıkır'a tam boyunda küçük bir tezgâh dilemiş. O günden sonra Renkova'da renkler yalnız boyalardan değil, paylaşılan emekten doğmuş. İpek, sabırla yapılan iyiliğin en küçük eli bile büyük bir masalın kahramanı yapabileceğini herkese öğretmiş.
