Zeren ve Çini Kandil: Gölgesini Yitiren Sarayın Klasik Masalı
Klasik Masallar 50 Görüntülenme 2 dk okuma

Zeren ve Çini Kandil: Gölgesini Yitiren Sarayın Klasik Masalı

Bir varmış, bir yokmuş; Gölgelikent'te her evin, ağacın ve insanın gölgesi öğle çanı çalınca yere serilir, akşam olunca usulca uzarmış. Bir sabah güneş doğduğu hâlde sarayın ve çevresindeki sokakların gölgeleri görünmemiş. Saatler karışmış, kuşlar yuvalarına ne zaman döneceğini şaşırmış. Hükümdar, gölgeleri geri getirene yakut bir taç vereceğini duyurmuş. Çini ustasının kızı Zeren, atölyenin rafında üç boş madalyonlu eski bir kandilin altın gibi yandığını fark etmiş; erguvan elbisesini giyip kandili saraya taşımış.

Zeren ve Çini Kandil: Gölgesini Yitiren Sarayın Klasik Masalı — görsel 1

Kandilin ilk ışığı saray fırınına uzanmış. Baş fırıncı, kalan unla ziyafet için süslü çörekler yapıyor, kapıda bekleyen köylülere yarını beklemelerini söylüyormuş. Zeren, bir tepsi gösterişli çörek yerine herkesin paylaşacağı sade ekmekler pişirmeyi önermiş. Hükümdar önce kaşlarını çatmış; fakat aç çocukların sessizliğini görünce un çuvallarını açtırmış. Fırıncılar ile köylüler hamuru birlikte yoğurmuş, sıcak somunları eşitçe bölmüş. İlk lokma paylaşıldığında kandilin birinci madalyonunda buğday başağı belirmiş ve fırın duvarının gölgesi yere düşmüş.

Zeren ve Çini Kandil: Gölgesini Yitiren Sarayın Klasik Masalı — görsel 2

İkinci ışık, saray yolundaki kemerli köprüye varmış. Yaşlı çömlekçi Nuri'nin arabası kırılmış, çamur testileri geçidi kapatmış. İpek tüccarları acele edip testileri dereye atmak istemiş. Zeren, kandili taş korkuluğa asarak herkesten bir parça yardım istemiş. Biri tekeri kaldırmış, biri sağlam ip getirmiş, biri kırılan testileri sepetlere toplamış. Nuri de teşekkür için yolculara su dağıtmış. Araba onarılıp iki yön sırayla geçince ikinci madalyonda birbirine uzanan iki el parlamış; köprünün uzun gölgesi berrak suya yeniden uzanmış.

Zeren ve Çini Kandil: Gölgesini Yitiren Sarayın Klasik Masalı — görsel 3

Son ışık, sarayın tepesindeki dev aynaya tırmanmış. Ayna, saray her yerden parlasın diye bütün gün ışığını kendine topluyor, sokaklara tek ışın bırakmıyormuş. Danışmanlar bunu söylemeye çekinmiş. Zeren, hükümdarın karşısında diz çökmek yerine nazikçe ayakta durmuş ve güzelliğin başkalarının ışığını almakla kurulamayacağını anlatmış. Hükümdar aynadaki yalnız yüzüne bakınca yaptığından utanmış. Ustalar dev aynayı indirip küçük parçalara ayırmış; parçaları çeşmelere ve karanlık geçitlere yerleştirmiş. Güneş şehrin her köşesine dağılınca kandilin üçüncü madalyonunda açık bir göz belirmiş, bütün gölgeler geri dönmüş.

Zeren ve Çini Kandil: Gölgesini Yitiren Sarayın Klasik Masalı — görsel 4

Akşam çanı tam vaktinde çalarken meydan kısa, uzun, ince ve tombul gölgelerle yeniden dolmuş. Hükümdar yakut tacı Zeren'e uzatmış. Zeren tacın taşlarıyla fırına ortak bir un ambarı, köprüye tamir sandığı ve sokaklara ışık bahçeleri kurulmasını istemiş. Çini Kandil sarayın en yüksek rafına değil, herkesin görebileceği meydan çeşmesine asılmış; üç madalyonu paylaşmayı, yardımlaşmayı ve doğruyu söylemeyi hatırlatmış. O günden sonra Gölgelikent halkı, gerçek parlaklığın yalnız kendine ışık toplamakta değil, ışığı adaletle bölüşen cesur kalplerde yaşadığını hiç unutmamış.

Zeren ve Çini Kandil: Gölgesini Yitiren Sarayın Klasik Masalı — görsel 5
Paylaş: