Klasik Masallar 4 Görüntülenme 2 dk okuma

Mira ve Gümüş Tarak: Düğümlenen Rüzgârın Klasik Masalı

Bir varmış, bir yokmuş; dağların arasında, yel değirmenlerinin neşeyle döndüğü Rüzgârlıova adında bir ülke varmış. Bir sabah bütün rüzgârlar susmuş, bulutlar yerinden kıpırdamamış, değirmenlerin kanatları durmuş. Fırıncılar un öğütememiş, çocukların rengârenk uçurtmaları çimenlere serilmiş. Sekiz yaşındaki dokumacı çırağı Mira, avludaki dut ağacında ışıldayan küçük bir gümüş tarak bulmuş. Tarağı havaya kaldırınca incecik bir ses, "Kuzey Kulesi'nde düğümlendim, beni sabırla çöz," demiş. Mira deniz mavisi elbisesini giymiş, kehribar kuşağını bağlamış ve saraya doğru yola çıkmış.

Saray kapısında taş bir aslan yolu kesmiş. "Yalnız gerçeği söyleyen geçebilir," diye gürlemiş. Mira korksa da bulduğu tarağın kendisine ait olmadığını, onu yalnızca rüzgârı kurtarmak için taşıdığını anlatmış. Tarağı kendisinin yaptığını söyleyerek övünmek aklından geçmiş, fakat doğruyu seçmiş. Taş aslanın sert yüzü gülümsemiş ve ağzından mavi bir kurdele çıkarmış. "Dürüst söz, ilk düğümü gevşetir," demiş. Mira kurdeleyi tarağın sapına bağlayınca kapı açılmış; içerideki koridorlarda asılı perdeler bile rüzgârı özlemiş gibi sessizce bekliyormuş.

İkinci avluda altın tüyleri ıslanmış bir serçe, kurumuş havuzun kenarında titriyormuş. Mira acele etmek yerine matarasında kalan son suyu küçük bir yaprak çanağa dökmüş. Serçenin gözlerindeki korku, suyu içtikçe yavaşça dinmiş. Serçe içip canlanmış, kanadının altından kehribar renkli bir iplik vermiş. "Şefkat, ikinci düğümü yumuşatır," diye cıvıldamış. Mira ipliği tarağa sarınca yükseklerdeki bulutlardan biri hafifçe esnemiş. Yol uzasa da kız, başkasının ihtiyacını görmeden kazanılan hızın gerçek bir başarı olmadığını anlamış.

Kuzey Kulesi'nin tepesinde rüzgâr, lacivert ve gümüş şeritlerden oluşan kocaman bir yumak hâlindeymiş. Mira tarağı hemen çekiştirmemiş; düğümün çevresini dikkatle incelemiş. Önce mavi kurdeleyi en sıkı ilmeğin altından geçirmiş, sonra kehribar ipliği gevşeyen halkaya bağlamış. Her açılan ilmekte bir süre durmuş, rüzgârın fısıltısını dinlemiş. Açılan her şerit kule odasına serin ve temiz bir hava taşımış. Son düğüm çözülünce tarak gökyüzü gibi parlamış; serin bir esinti Mira'nın saçlarını ve sarayın bayraklarını aynı anda dalgalandırmış.

Rüzgâr yeniden ovalara koşmuş, değirmenler dönmüş, yağmur yüklü bulutlar bahçelere ulaşmış. Kral, Mira'ya gümüş sandıklar sunmuş; Mira ise tarağın kulede kalmasını ve ihtiyacı olan herkesin onu kullanabilmesini istemiş. Ülke halkı o günden sonra saray kapısına üç sözcük işlemiş: dürüstlük, şefkat ve sabır. Mira da dokuduğu her kumaşa küçük bir esinti deseni eklemiş. Çünkü en zor düğümlerin bile doğru söz, iyilik ve dikkatle çözülebileceğini hiç unutmamış.