Çoban Aliş ile Altın Çıngırak: Dürüstlüğün Ödülü
Bir varmış bir yokmuş, yemyeşil tepelerin eteğinde küçük bir köy varmış. Bu köyde Aliş adında, güler yüzlü bir çoban çocuk yaşarmış. Aliş her sabah koyunlarını otlağa götürür, kavalını çalarmış. Fakir olsalar da annesi ona hep 'Doğruluk, dünyanın en değerli hazinesidir yavrum,' dermiş. Köyde herkes Aliş'e güvenir, sözüne inanırmış. Çünkü o, küçücük bir yalan bile söylemekten hoşlanmazmış.

Bir gün Aliş yüksek bir tepede koyunlarını otlatırken, çimenlerin arasında pırıl pırıl parlayan bir şey görmüş. Eğilip dikkatle bakınca ne görsün, altından yapılmış küçük bir çıngırak! Üzerinde ince ince çiçek desenleri işlenmiş. Çıngırağı usulca salladığında öyle tatlı bir ses çıkarmış ki, kuşlar bile dinlemek için dallara konmuş. Belli ki çok değerli bir şeymiş. Aliş, 'Acaba bu kimin olabilir?' diye düşünmüş.

O sırada oradan geçen köylüler çıngırağı görünce hayretle şaşırmışlar. Kimi 'Onu sat da zengin ol!' demiş, kimi 'Sakla evladım, kimse bilmez!' Ama Aliş kararlı bir şekilde başını iki yana sallamış. 'Bu benim değil ki,' demiş yavaşça. 'Sahibi onu mutlaka arıyordur, belki de çok üzülüyordur. Ben başkasının malını alırsam, doğruluğumu kaybederim.' Sonra koyunlarını komşusuna emanet edip, çıngırağı gerçek sahibine ulaştırmak için yola koyulmuş.

Aliş yemyeşil tepeleri, şırıl şırıl dereleri aşmış; sora sora büyük sarayın kapısına varmış. Meğer bu çıngırak, ülkenin sevgili kraliçesine aitmiş. Kraliçe onu çok severmiş, çünkü çıngırak rahmetli annesinden kalan tek hatırasıymış. Arabasından yola düşürünce günlerce üzülmüş, her yerde aratmış ama bulamamış. Nöbetçiler önce küçük çobanı içeri almak istememişler; ama Aliş parlayan çıngırağı gösterince onu hemen kraliçenin huzuruna götürmüşler.

Kraliçe çıngırağı görünce sevinçten gözleri parlamış. 'Bunu bana geri getirdin, hem de bir tek altın istemeden. Nasıl da dürüst bir çocuksun sen!' demiş. Aliş utangaç utangaç gülümsemiş. 'Annem doğruluğun en değerli hazine olduğunu söyler,' demiş. Kraliçe çok duygulanmış. Ona kocaman bir sepet dolusu yiyecek, annesine sıcacık bir yün battaniye ve köyün çocukları için bir okul armağan etmiş.

Aliş köyüne dönerken kavalını neşeyle çalmış. O gün bütün köy halkı bir kez daha anlamış ki, en büyük zenginlik altın çıngıraklarda değil, dürüst ve tertemiz bir yürektedir. Aliş büyüdüğünde de hep doğruyu söylemiş, kimsenin hakkını yememiş. Sevgili çocuklar, siz de bir şey bulduğunuzda onu sahibine ulaştırın; çünkü dürüstlük, insanı hem sevdirir hem de gönlünü ferahlatır. Ve masalımız burada, mutlulukla son bulmuş.
