Pona ve Ihlamur Kayığının Ayışığı Uykusu
Küçük su samuru Pona, annesi Luma'yla nilüferli gölün korunaklı koyunda yaşıyordu. O gece yuvalarının kuru dal çatısı onarılırken, kıyıya bağlı ıhlamur kayığında uyuyacaklardı. Kayık geniş, alçak ve güvenliydi; iki yumuşak minder, yosun yeşili bir battaniye ve küçük kapalı fener taşıyordu. Pona yeni yerdeki her sesi duymaya çalıştığı için gözlerini kapatamıyordu. Luma, gölün ona sırayla üç yumuşak ritim göstereceğini söyledi. Pona battaniyeyi karnına çekip annesinin sıcak kuyruğuna yaslandı.
İlk ritim, kayığın yuvarlak bordasına değen minicik dalgalardı. Su, tahta kenara usulca lup, lup diye dokunuyor; kayık bağlı olduğu için yalnızca hafifçe sallanıyordu. Pona burnundan rahat bir nefes aldı, dalga geri çekilirken nefesini yavaşça bıraktı. Her sallanışta minderin sırtını taşıdığını fark etti. Kıyıdaki uzun sazlar rüzgârla eğilip doğruluyor, fakat koyun içi sakince kalıyordu. Luma düğümü bir kez daha gözleriyle kontrol etti; sonra Pona'yla aynı yavaş ritimde nefes aldı.
İkinci ritim, nilüfer yapraklarından düşen tek tek damlalardı. Akşam çiyi yaprakların kıvrık kenarında birikiyor, sonra göle sessiz halkalar çiziyordu. Pona her halkayı izlemek yerine bir tanesini seçti; halka genişledi, inceldi ve suya karıştı. Aklına sabah yapacağı oyun gelince düşünceyi kovalamadı. Onu da halkaya binmiş küçük bir yaprak gibi uzaklaşırken hayal etti. Kapalı fenerin bal rengi ışığı Luma'nın yüzünü aydınlatıyor, ay gökyüzünde ince bir gümüş kayık gibi duruyordu.
Üçüncü ritim, uzaktaki kurbağaların seyrek sesleriyle sazların fısıltısıydı. Sesler bazen yaklaşıyor, bazen uzaklaşıyor; aralarında geniş, rahat boşluklar bırakıyordu. Pona patilerini battaniyenin altına topladı ve kuyruğunun ucundan kulaklarına kadar bedenini sırayla gevşetti. Luma, gecenin bütün seslerini saymak gerekmediğini, güvenli olanların gelip geçmesine izin verebileceğini söyledi. Bir gece kelebeği kapalı fenerin çevresinde tek tur atıp sazlara kondu. Kayık, gölün avucunda duran küçük bir yuva gibi sabitçe salındı.
Ay ıhlamur kayığının üstüne yumuşak bir yol çizdiğinde Pona'nın gözkapakları ağırlaşmıştı. Artık dalganın dokunuşunu, damlanın halkasını ve sazların fısıltısını ayrı ayrı aramıyordu; hepsi tek bir sakin ninniye karışmıştı. Luma yosun yeşili battaniyeyi düzeltti ve kapalı fenerin ışığını biraz kıstı. Kıyıdaki yuva güvendeydi, kayığın ipi sağlamdı, sabahın oyunları da sabahı bekleyebilirdi. Pona son yavaş nefesini verirken annesine sokuldu. Göl onları ayışığıyla örtüp tan sessizce ağarana kadar huzurla uyuttu. Pona, uykuya hazırlanmanın sessizlik beklemek değil, güvenli ritimleri fark edip bedenine dinlenme izni vermek olduğunu o gece öğrenmişti.