Klasik Masallar 3 Görüntülenme 2 dk okuma

Suna ve Akik Mühür: Kayıp Sabahın Klasik Masalı

Bir varmış, bir yokmuş; güneşin her sabah kızıl kuleye dokunarak uyandığı Işıkova ülkesinde Suna adında sekiz yaşında bir ciltçi çırağı yaşarmış. Bir gün gökyüzü gri kalmış, kuşlar ötmeyi unutmuş. Kral, saray sandığında yalnızca yuvarlak bir Akik Mühür bulmuş. Mühür Suna'nın avucunda ısınmış ve kayıp sabahın, üç bilge kapının ardında beklediğini fısıldamış.

Suna ilk olarak Aynalı Kapı'ya varmış. Kapı, ona kırdığı bir kitabın kapağını ustasından sakladığı günü göstermiş ve gerçeği söylemesini istemiş. Suna utanmış ama başını kaldırıp hatasını anlatmış; dönüşte kitabı kendi emeğiyle onaracağına söz vermiş. Ustası, hatayı kabul etmenin kitabı hemen düzeltmediğini ama güveni yeniden kurmak için doğru başlangıç olduğunu söylemiş; Suna bu sözleri kalbine dikkatle yazmış. O andan sonra mühür daha sıcak parlamış. Ayna buğudan arınmış, kapı açılmış. İçerideki küçük bir ışık tanesi Akik Mühür'ün üzerine konmuş; doğruluk, yolun ilk kandili olmuş.

İkinci kapı, buğday başaklarıyla örülüymüş. Önünde yolunu kaybetmiş iki gezgin, son çöreklerini bölüşüp bölüşmemeyi tartışıyormuş. Suna çantasındaki peynirli ekmeği çıkarıp üç eşit parçaya ayırmış; ardından çeşmeden su doldurmuş. Gezginler de çöreklerini paylaşınca kapının başakları altın gibi dalgalanmış. İkinci ışık tanesi mühre yerleşmiş; paylaşılan azığın hem karınları hem de gönülleri doyurduğunu göstermiş.

Üçüncü kapı, sessiz bir taş devin avuçları arasındaymış. Dev öfkeli değil, üzgünmüş; karanlıkta yönünü bulamadığı için kapıyı bırakmaya korkuyormuş. Suna kaçmak yerine yanına oturmuş, mührün iki ışığını taşlara yansıtarak ona yolu göstermiş. Birlikte tepenin açık yamacına çıkmışlar. Dev teşekkürle gülümseyince kapı çiçekli bir kemere dönüşmüş ve cesaretten doğan üçüncü ışık mühre katılmış.

Kemerin ardında Sabah Kuşu, dikenli sarmaşıklar arasında kanatlarını kapatmış bekliyormuş. Sarmaşıklar kılıçla değil, verilen sözler tutulunca çözülürmüş. Suna kitabı onarmak için ustasına dönmüş; gezginler yolda rastladıkları açlara yiyecek dağıtmış, taş dev de dağ geçidini güvenli taşlarla döşemiş. Her söz gerçekleştiğinde bir diken yaprağa dönüşmüş. Sonunda Sabah Kuşu kanatlarını açmış, Akik Mühür göğe yuvarlak bir şafak çizmiş.

Işıkova yeniden aydınlandığında kral, Suna'ya hazinesinden dilediğini seçmesini söylemiş. Suna altın istememiş; herkesin okuyabileceği büyük bir kitaplık ve yolcuların dinlenebileceği bir sofra kurdurmuş. Aynalı Kapı kitaplığın penceresi, başaklı kapı sofranın kemeri olmuş; taş dev de köprülerin koruyuculuğunu üstlenmiş. O günden sonra çocuklar, sabahın yalnız güneşle değil; doğru söz, paylaşan el ve korksa da iyiliğe yürüyen cesur kalple doğduğunu bilmiş.