Küçük Sincap Fıstık ve Temiz Orman: Doğayı Koruma Masalı
Çınaraltı Ormanı'nın en neşeli sakini, mavi yeleğini hiç çıkarmayan küçük sincap Fıstık'tı. Kabarık turuncu kuyruğuyla daldan dala zıplar, her sabah koca çınarın tepesinden bütün ormana 'Günaydııın!' diye seslenirdi. Ormanın ortasından şırıl şırıl akan tertemiz bir dere vardı; kuşlar bu sudan içer, tavşanlar kenarında oynardı. Fıstık ormanını canından çok severdi. Kelebeklerle yarışa çıkar, arılara el sallar, 'Burası dünyanın en güzel oyun bahçesi!' diye şarkılar söylerdi.

Ama bir sabah Fıstık uyandığında güzel ormanını tanıyamadı. Çınarın altına gelen misafirler, gece giderken çikolata kâğıtları, plastik şişeler ve rengârenk poşetler bırakmışlardı. Rüzgâr bu çöpleri oradan oraya savuruyor, az önce cıvıl cıvıl olan çayır kocaman bir çöp yığınına dönüşüyordu. Küçük sincabın minik kalbi burkuldu, gözleri doldu. 'Benim tertemiz ormanıma böyle ne oldu?' diye fısıldadı üzgün üzgün.

Dere kenarına koştuğunda gördükleri onu daha da üzdü. Kuşlar içecek temiz su bulamamış, minik balıklar poşetlerin arasında zorlukla yüzüyordu. Sevimli tavşan Pofuduk gözleri dolarak, 'Artık burada oynayamıyoruz Fıstık,' dedi. Karıncalar bile yollarını şaşırmıştı. Fıstık derin bir nefes aldı, yeleğinin kollarını sıvadı. 'O zaman ben bu çöpleri tek tek toplarım!' dedi kararlı bir sesle ve hemen işe koyuldu.

Ama çöpler bir sincabın taşıyabileceğinden çok daha fazlaydı. Fıstık minik patileriyle şişeleri sürükledi, kâğıtları tek tek topladı; ama akşam olduğunda daha işin başındaydı. Yorgunluktan kabarık kuyruğu yere sarkmış, gözleri kapanıyordu. 'Bunu tek başıma asla bitiremem,' diye düşündü umutsuzca. Tam pes edecekken aklına ışıl ışıl parlayan harika bir fikir geldi ve yüzü gülümsedi.

Ertesi sabah çınarın en yüksek dalına çıkıp bütün orman dostlarını yardıma çağırdı. Tavşanlar, kirpiler, kuşlar ve çalışkan karıncalar hep birlikte işe koyuldu. Kimi çöpleri topladı, kimi kâğıtları ve şişeleri ayrı torbalara ayırdı, kimi de dereyi tıkayan poşetleri çıkardı. Küçük eller birleşince o koca iş su gibi eriyiverdi. Öğlen olmadan Çınaraltı Ormanı yeniden pırıl pırıl, tertemiz olmuştu.

O akşam tertemiz derenin kenarında hep birlikte küçük bir şölen düzenlediler. Kuşlar berrak sudan kana kana içti, balıklar sevinçle sıçradı, tavşanlar çimenlerde takla attı. Fıstık gülümseyerek dostlarına döndü: 'Doğa hepimizin ortak yuvası. Onu kirletmek çok kolay, ama temiz tutmak ve korumak hepimizin görevi,' dedi. O günden sonra ormanda kimse yere çöp atmadı; çünkü temiz bir doğanın, birlikte verilen küçük bir emeğin en güzel armağanı olduğunu öğrenmişlerdi.
