Can’ın Renkli Düğmeleri: Duyguları Anlatan Masal
Altı yaşındaki Can’ın hardal sarısı, küçük bir sırt çantası vardı. Çantanın üzerinde kırmızı, mavi, sarı ve yeşil dört büyük düğme parlıyordu. Can ne zaman ne hissettiğini anlatmak istese kelimeler boğazında düğümlenirdi. Bir gün parkta yaptığı kumdan kule yanlışlıkla yıkılınca yüzü ısındı, elleri sıkıldı ama arkadaşlarına hiçbir şey söylemedi. Çantasını alıp tek başına ağacın arkasına oturdu. Tam o sırada kırmızı düğme yumuşakça ışıldadı.
‘Ben kızgınlığım,’ dedi kırmızı düğme. ‘Geldiğimde bedenin ısınabilir, kaşların çatılabilir. Sana bir şeyin yolunda gitmediğini söylerim.’ Sonra mavi düğme parladı: ‘Ben üzüntüyüm. Gözlerin dolduğunda ya da yalnız kalmak istediğinde yanında olurum.’ Sarı düğme sevinci, yeşil düğme ise sakinliği anlattı. Can şaşkınlıkla düğmeleri dinledi. Duygularının yaramaz canavarlar değil, ona haber getiren küçük postacılar olduğunu ilk kez düşündü.
Kırmızı düğme, ‘Beni bağırmadan da anlatabilirsin,’ dedi. Can önce üç yavaş nefes aldı. Sonra arkadaşlarının yanına döndü ve, ‘Kulem yıkılınca kızdım ve üzüldüm. Yeniden yaparken daha dikkatli olmanızı istiyorum,’ dedi. Sesi biraz titredi ama kelimeler sonunda dışarı çıkmıştı. Arkadaşı Ece hemen özür diledi: ‘Seni üzmek istemedim, ayağım kaydı. İstersen bu kez kuleyi birlikte daha sağlam yapalım.’ Can’ın sıkılmış elleri gevşedi.
Çocuklar işe koyulunca sarı düğme güneş gibi parladı. Ece kovayla ıslak kum taşıdı, Can kulelerin tabanını geniş yaptı, Aras da çevresine küçük bir hendek kazdı. Bir süre sonra eskisinden daha büyük bir kale yükseldi. Can sevincini saklamadı: ‘Birlikte yaptığımız için çok mutluyum!’ dedi. Arkadaşları da gülümsedi. Duygularını söylemek hem yanlış anlaşılmayı önlemiş hem de oyunu yeniden güzel bir hâle getirmişti.
Tam o sırada küçük Aras’ın yüzü asıldı; kalenin kapısını yapamamıştı. Can onun sessizliğini fark edip yanına oturdu. ‘Üzgün ya da endişeli misin?’ diye sordu. Aras başını salladı: ‘Bozacağım diye korkuyorum.’ Can yeşil düğmeye dokundu. Birlikte derin nefes aldılar, sonra kapıyı yavaşça açtılar. Aras’ın yüzü aydınlandı. Can, yalnız kendi duygularını değil, arkadaşlarının duygularını da merak etmenin ne kadar önemli olduğunu anladı.
Akşam eve dönerken dört düğme artık ışıldamıyordu; çünkü Can onların mesajını öğrenmişti. Kızgınlık, üzüntü, sevinç ve sakinlik gün içinde gelip gidebilirdi. Hiçbiri kötü değildi ve hiçbiri sonsuza kadar kalmazdı. Can bundan sonra ‘Ben böyle hissediyorum’ diyerek konuşmaya, başkalarına da ‘Sen nasıl hissediyorsun?’ diye sormaya karar verdi. Duyguları adlandırmak, görünmez düğümleri çözer; sakin ve dürüst sözler de kalpler arasında sağlam bir köprü kurardı.