Klasik Masallar 3 Görüntülenme 2 dk okuma

Ceylan ve Kumru Tüyü Kalem: Adını Unutan Sarayın Klasik Masalı

Bir varmış bir yokmuş, bal renkli duvarları akşam güneşinde parlayan Yedi Avlulu Saray'da herkes yaptığı işle anılırmış. Fırıncı Suna'nın ekmeği, bahçıvan Rauf'un gülleri, dokumacı Melek'in perdeleri dillere destanmış. Son zamanlarda sarayın teşekkür kitabındaki adlar solmuş; ardından avlulardaki kandiller de birer birer sönmeye başlamış. Dokuz yaşındaki kâtip çırağı Ceylan, ustası Meryem Hanım'ın masasında duran beyaz kumru tüyü kalemi eline almış. Kalem, yalnızca içtenlikle söylenen doğru bir teşekkür duyduğunda altın gibi ışıldarmış.

Kral Demir, kandilleri hemen yakana bir kese mücevher vaat etmiş. Başmabeyinci Vural, saraydaki bütün işleri kendisinin düzenlediğini söyleyip kalemi istemiş; fakat tüy onun elinde gri kalmış. Ceylan acele etmemiş. Önce mutfağa gidip Suna'nın gün doğmadan nasıl hamur yoğurduğunu, sonra bahçede Rauf'un susuz kalan güllere nasıl yağmur suyu taşıdığını görmüş. Her ustaya işinin en zor bölümünü sormuş ve cevapları boş sayfalara yazmaya çalışmış. Harfler görünmese de kalemin ucu her doğru ayrıntıda biraz daha ısınmış.

Ceylan üçüncü avluda Melek'in sökülen perdeyi yeniden dokuduğunu, dördüncüde taş ustası Ali'nin çatlak basamağı çocuklar düşmesin diye onardığını görmüş. Vural peşinden gelip bunların küçük işler olduğunu, kandillerin yalnız büyük emirlerle yanacağını söylemiş. Ceylan ona, sarayın bir tek taştan değil, sayısız özenli elden kurulduğunu anlatmış. Ustaları taht salonuna çağırmış; herkes bir başkasının emeğini adıyla söylemiş. Kumru tüyü kalem havada yumuşak bir ışık bırakmış, kitabın ilk dört sayfasında altın renkli satırlar belirmiş.

Sıra Vural'a geldiğinde başmabeyinci başını eğmiş. Sabah hazırlanan sofrayı kendi başarısı gibi anlattığını, oysa tabakları taşıyan genç görevlileri bile hiç sormadığını kabul etmiş. Ceylan onu utandırmak yerine ertesi gün mutfağa yardım etmeye davet etmiş. Vural, Suna'ya ve görevlilere adlarıyla teşekkür edince beşinci avlunun kandilleri yanmış. Kral Demir de uzun kararların arasına gizlenen küçük emekleri fark etmediğini söylemiş; tacını çıkarıp ustaların karşısında sade bir dinleyici gibi durmuş.

Son sayfa için Ceylan kendi adını yazmamış; kalemi Meryem Hanım'a uzatmış. Ustası, Ceylan'ın sabırla dinlediğini ve herkesin payını doğru anlattığını söyleyince kitap baştan sona parlamış. Yedi avlunun bütün kandilleri aynı anda yanmış, ama ışık en çok ustaların gülümseyen yüzlerinde görülmüş. Kral, teşekkür kitabını kilitli bir dolapta saklamak yerine her hafta saray meydanında okunmasını buyurmuş. Vural da ilk okumada mutfak görevlilerinin adlarını seslendirmiş. O günden sonra ülkede çocuklar, bir iyiliği gerçekten büyüten şeyin onu yapan emeği görmek ve sahibini dürüstçe anmak olduğunu öğrenmiş.