Çocuk Masalları 11 Görüntülenme 2 dk okuma

Duru ile İlk Merhaba: Utangaç Kızın Yeni Arkadaşı

Evvel zaman içinde, yeni bir mahallenin ışıl ışıl sokaklarında Duru adında tatlı mı tatlı, utangaç mı utangaç bir kız yaşarmış. Ailesi kısa süre önce bu mahalleye taşınmış, Duru da her sabah penceresinden aşağıdaki rengârenk parkı seyredermiş. Yumuşacık peluş tavşanını göğsüne bastırıp 'Acaba oradaki çocuklarla ben de oynayabilir miyim?' diye içinden geçirirmiş. Ama ne zaman parka gitmeyi düşünse, minik kalbi telaşla küt küt atmaya başlarmış.

Nihayet güneşli bir cumartesi sabahı annesi, 'Hadi Durucuğum, bugün parka gidelim mi?' demiş. Duru tavşanını kucaklayıp yola koyulmuş. Parka vardığında bir sürü çocuk gülüşüyor, salıncaklarda sallanıyor, kum havuzunda kaleler yapıyormuş. Kahkahalar havada kelebekler gibi uçuşuyormuş. Duru bütün bunları görünce içine bir çekingenlik çökmüş, usulca kenardaki tahta banka ilişmiş ve peluş tavşanına sımsıkı sarılarak oyunları uzaktan izlemeye başlamış.

Bankta otururken bir yandan da oynayan çocuklara imrenerek bakıyormuş. 'Keşke gidip merhaba diyebilsem,' diye fısıldamış tavşanının minik kulağına. 'Ama ya beni sevmezlerse? Ya utanırsam?' Yanakları pembe pembe olmuş, elleri hafifçe terlemiş. Tavşanı sanki ona cesaret verircesine gözlerinin içine bakıyormuş. Duru derin bir iç çekmiş; içinden bir parçası koşup oynamak, bir parçası ise olduğu yerde saklanmak istiyormuş.

Tam o sırada rengârenk bir kelebek gelip Duru'nun burnunun ucuna konmuş, sonra da neşeyle kum havuzuna doğru uçmuş. Sanki 'Beni takip et!' der gibiymiş. Duru gülümsemiş. 'Küçük bir merhaba, sadece küçücük bir merhaba,' diye düşünmüş. Gözlerini kapatmış, göğsünü taze havayla doldurmuş ve derin, upuzun bir nefes almış. Sonra tavşanını eline almış, banktan kalkmış ve titreyen ayaklarıyla ağır ağır çocuklara doğru yürümüş.

Kum havuzunun kenarında saçları örgülü, güler yüzlü bir kız tek başına kule yapıyormuş. Duru yanına yaklaşmış ve minik bir sesle, 'Merhaba... ben Duru. İstersen tavşanımla birlikte sana yardım edebiliriz,' demiş. Kız sevinçle gülümsemiş: 'Merhaba Duru! Ben de Zeynep. Tam da bir arkadaş arıyordum!' İkisi birlikte kovaları doldurmuşlar; kumdan kuleler, köprüler, minik bahçeler yapmışlar. Duru'nun içindeki bütün çekingenlik, güneşte eriyen bir kar tanesi gibi yavaşça kaybolmuş.

O gün Duru, kahkahalarla dolu upuzun bir öğleden sonra geçirmiş; salıncaklarda sallanmış, kovalamaca oynamış, yeni arkadaşıyla sımsıkı sarılmış. Eve dönerken annesine, 'Anne, meğer bir arkadaş kazanmak için kocaman şeyler gerekmiyormuş; küçücük bir merhaba yetiyormuş,' demiş. İşte o günden sonra Duru öğrenmiş ki, cesaretle söylenen küçücük bir 'merhaba', dünyanın en güzel dostluklarının kapısını aralarmış. Sen de utandığında, tıpkı Duru gibi derin bir nefes al ve gülümseyerek merhaba de.