Lâl ve Bakır İbrik: Suskun Çeşmenin Klasik Masalı
Bir varmış bir yokmuş, ayva bahçeleriyle çevrili küçük bir ülkede Lâl adında meraklı bir bakırcı çırağı yaşarmış. Sarayın avlusundaki yedi ağızlı çeşme yıllardır susar, halk her sabah uzak kuyudan su taşırmış. Kral, çeşmeyi akıtana bir sandık altın vereceğini duyurmuş; nice usta mermerleri sökmüş, boruları dövmüş, fakat tek damla bulamamış. Lâl'in ustası Nuri Dede, toprağı dinlemeden taşı zorlamanın faydasız olduğunu söylemiş. Lâl de küçük bakır ibriğini alıp avluya gitmiş.
Çeşmenin arkasında yosun tutmuş bir ayva ağacı varmış. Lâl, köklerin arasından ince bir şırıltı duyunca eğilmiş; su yolunun ağzında parlak, mavi bir taş bulmuş. Taşı çekince yer altından serin su yükselmiş, fakat Lâl onu cebine koymaya kıyamamış. Tam o sırada sarayın kurnaz hazinedarı Vezir Tarhun gelmiş. Taşın çok değerli olduğunu, onu saklarsa çeşmeyi kendisi açmış gibi gösterebileceğini fısıldamış. Lâl, kolay ödül yerine gerçeği seçmiş ve taşı bulduğu yeri krala anlatmış.
Kral, mavi taşı görünce bunun yıllar önce kaybolan Su Mührü olduğunu anlamış; yine de mühür su yoluna geri konunca çeşme akmamış. Lâl ibriğine biraz kuyu suyu doldurup ayva ağacının kurumuş köklerine dökmüş. Toprak yumuşayınca köklerin eski bir kil kapağı sıkıştırdığı ortaya çıkmış. Nuri Dede'nin öğrettiği gibi acele etmeden küçük bir bakır çekiçle kapağın çevresini gevşetmiş. Saray işçileri de köklere zarar vermeden taşları kaldırmış. Kapağın altında unutulmuş ince su kanalları belirivermiş.
Vezir Tarhun, kanalların temizliğini kendisinin buyurduğunu söyleyip öne atılmış. Lâl ise onun yalanını bağırarak değil, bulduğu mavi taşı ve bakır ibriğindeki çamurlu suyu göstererek açıklamış. Kral işçilere, bahçıvana ve Nuri Dede'ye ne gördüklerini sormuş; herkes Lâl'in sabrını ve dürüstlüğünü anlatmış. Kral, çeşmenin yalnız bir mühürle değil, birlikte emek vererek açılacağını anlamış. Halk fırçalar, küçük kürekler ve sepetlerle avluya gelmiş; yedi kanal gün batımına kadar özenle temizlenmiş.
Lâl, mavi mührü kil kapağın ortasındaki yuvasına yerleştirip bakır ibrikten son bir damla dökmüş. Önce ince bir pırıltı, sonra yedi ağızdan berrak su akmış; ayva ağacının yaprakları bile ışıldamış. Kral altın sandığını uzatınca Lâl yalnızca atölye için yeni aletler ve mahalleye yakın bir su oluğu istemiş. Vezir Tarhun da özür dileyip kuyudan su taşıyanlara bir ay yardım etmiş. O günden sonra ülkede her çocuk, gerçeğin bazen sessiz bir şırıltı gibi başladığını; sabır, dürüstlük ve ortak emekle güçlü bir çeşmeye dönüşebileceğini bilmiş.