İlkim ve Gümüş Kozalak: Uyanmayan Sonbaharın Klasik Masalı
Bir varmış, bir yokmuş; Dört Rüzgâr Krallığı’nda yaz bitmiş, ama sonbahar bir türlü gelmemiş. Günler giderek birbirine benziyor, doğa sessizce yoruluyormuş. Yapraklar yeşil kalmış, elmalar kızarmamış, sincaplar kışlık yiyecek bulamamış. Çünkü mevsimleri sırayla uyandıran Gümüş Kozalak’ın üç parlak pulu geceleyin kaybolmuş. Sarayın genç bahçıvanı İlkim, kuru çeşmenin kenarında bal renginde bir iz görmüş. Kraliçe, pulları ancak dürüst, merhametli ve sabırlı birinin taşıyabileceğini söyleyince İlkim yosun yeşili pelerinini takmış, bakır çantasını beline bağlamış ve izi Fısıltı Korusu’na kadar izlemiş.

Korunun kapısında tüyleri sis gibi gri bir tilki durmuş. “İlk pulu almak için hiç yanılmadığını söyle,” demiş. İlkim, bahçedeki genç armut ağacını yanlış budadığını ve hatasını ustasına anlatarak ağacı birlikte iyileştirdiklerini dürüstçe söylemiş. Tilkinin gözleri yumuşamış; kuyruğunun altından duman mavisi bir pul çıkarmış. “Yanlışını saklamayan kişi, doğru yolu yeniden bulur,” demiş. Pul İlkim’in avucuna değince ağaçların tepelerinde serin bir rüzgâr dolaşmış ve birkaç yaprak altın sarısına dönmüş.

İkinci iz, dikenlere takılmış yorgun bir turnanın yanında bitmiş. İlkim kozalak pulunu aramayı bırakıp kuşun kanadını dikkatle kurtarmış, tasındaki suyu onunla paylaşmış. Turna güçlenince gagasıyla çalılıkların arasından pas kırmızısı ikinci pulu çıkarmış. “Yolun uzasa da iyilik seni eksiltmez,” demiş. İlkim iki pulu çantasına koyduğunda korudaki meşe palamutları olgunlaşmış. Fakat son pul, taş merdivenlerle çıkılan Rüzgâr Saat Kulesi’nin tepesinde, aceleyle dönen dört bakır çarkın ardında parlıyormuş.

İlkim kuleye ulaşıp çarkları zorlayınca hepsi daha hızlı dönmüş. Sonra merdivene oturmuş; kuzey rüzgârının ince, batı rüzgârının yumuşak, güney rüzgârının sıcak sesini dinlemiş. Dördüncü rüzgâr henüz susuyormuş. İlkim acele etmeden beklemiş. Bir süre sonra doğu rüzgârı pencereden içeri girip küçük çanı üç kez çalmış. İlkim çarklara duyduğu sırayla dokununca düzenek durmuş ve bal sarısı son pul avucuna düşmüş. Üç pul, Gümüş Kozalak’ın üzerinde ay ışığı gibi birleşmiş.

İlkim kozalağı saray bahçesindeki mevsim taşına yerleştirince rüzgâr, tepelerden vadilere yumuşakça yayılmış. Yapraklar altın, bakır ve kırmızı renklere bürünmüş; elmalar kızarmış, palamutlar sepetleri doldurmuş. Kraliçe İlkim’e değerli bir broş sunmuş, fakat İlkim turnaların dinlenebileceği sığ bir gölet ve orman hayvanları için korunaklı yiyecek alanları istemiş. O günden sonra sonbahar her yıl Gümüş Kozalak’ın parıltısıyla gelmiş. Çocuklar da gerçek soyluluğun kusursuz görünmekte değil; doğruyu söylemekte, yardıma durmakta ve doğru anı sabırla beklemekte olduğunu hatırlamış.
