Lina ve Gümüş Çanın Sırrı: Klasik Bir İyilik Masalı
Klasik Masallar 3 Görüntülenme 2 dk okuma

Lina ve Gümüş Çanın Sırrı: Klasik Bir İyilik Masalı

Bir varmış, bir yokmuş; tepeleri lavanta kokan bir ülkede, sabahları Gümüş Çan'ın sesiyle uyanan küçük bir kasaba varmış. Çan bir gün ansızın susunca fırınlar kabarmamış, çeşmeler neşeyle şırıldamamış, insanlar birbirine selam vermeyi bile unutmuş. Sarayın bilginleri çanın yalnızca üç gerçek iyilik tohumu bulunursa yeniden çalacağını söylemiş. Dokuz yaşındaki fırıncı kızı Lina, kırmızı pelerinini giyip hasır sepetini almış. “İyilik satın alınmaz; yolda karşımıza çıkar,” diyerek ormanın gümüş yapraklı patikasına koyulmuş.

Lina ve Gümüş Çanın Sırrı: Klasik Bir İyilik Masalı — görsel 1

Lina ilk olarak, rüzgârda devrilen elma tezgâhının başında ağlayan yaşlı bir satıcı görmüş. Sepetini doldurmak için acele etmek yerine elmaları tek tek toplamış, ezilenleri kuşlara ayırmış ve tezgâhı sağlam taşlarla desteklemiş. Yaşlı kadın ona parlak bir altın para uzatmış ama Lina kabul etmemiş. Tam o anda yerde, kalp biçiminde ışıldayan minicik bir tohum belirmiş. Lina tohumu sepetine koyarken bunun karşılık beklemeden yardım etmenin tohumu olduğunu anlamış. Daldaki mavi tüylü serçe de ona katılıp ilerideki sisli köprüyü göstermiş.

Lina ve Gümüş Çanın Sırrı: Klasik Bir İyilik Masalı — görsel 2

Köprünün ortasında Lina, ipek kesesi düşmüş telaşlı bir saray habercisiyle karşılaşmış. Keseden yakutlar patikaya saçılmış. Kimse görmüyormuş; Lina isterse birini cebine koyabilirmiş. Fakat hepsini bulup haberciye teslim etmiş, hatta çalılıkta kalan son taşı serçenin yardımıyla çıkarmış. Haberci teşekkür edip en büyük yakutu sununca Lina, “Bana ait olmayanı alamam,” demiş. Köprünün tahtaları arasından ikinci ışıklı tohum yükselmiş. Bu, kimse bakmasa bile doğruyu seçen dürüstlüğün tohumuymuş. Sis dağılmış ve uzakta sarayın sessiz kulesi görünmüş.

Lina ve Gümüş Çanın Sırrı: Klasik Bir İyilik Masalı — görsel 3

Kulenin kapısında, soğuktan titreyen iki küçük çocuk bekliyormuş. Lina'nın sepetinde yalnızca annesinin yol için koyduğu üç çörek kalmış. Yol uzun olduğu hâlde çörekleri eşitçe paylaşmış; serçe için de birkaç kırıntı ayırmış. Çocukların yüzü gülünce üçüncü tohum, yumuşak bir güneş gibi sepetin içinde parlamış. Kule kapısı kendiliğinden açılmış. Lina üç tohumu çanın altındaki kuru toprağa ekmiş, çocuklar su taşımış, haberci pencereyi açmış, yaşlı satıcı da elma çiçekleri getirmiş. Tohumlar birleşip gümüş renkli bir sarmaşığa dönüşmüş.

Lina ve Gümüş Çanın Sırrı: Klasik Bir İyilik Masalı — görsel 4

Sarmaşık çana dokununca önce ince, sonra bütün ülkeyi saran berrak bir ses duyulmuş. Fırınlardaki ekmekler kabarmış, çeşmeler yeniden akmış, insanlar birbirine gülümsemiş. Kral Lina'ya bir sandık altın vermek istemiş. Lina ise kasaba meydanına herkesin yemek, tohum ve oyuncak paylaşabileceği büyük bir iyilik masası kurulmasını dilemiş. O günden sonra Gümüş Çan her sabah çalmış; fakat en güzel sesi, birinin karşılık beklemeden yardım ettiği anlarda duyulmuş. Lina da gerçek zenginliğin cesaretle doğruyu seçmek ve elindekini paylaşmak olduğunu hiç unutmamış.

Lina ve Gümüş Çanın Sırrı: Klasik Bir İyilik Masalı — görsel 5
Paylaş: