Nilay ve Sedef Tarak: Düğümlenen Rüzgârın Klasik Masalı
Bir varmış bir yokmuş, denize bakan Yelkuşağı Ülkesi'nde dört rüzgâr her sabah ayrı bir armağan getirirmiş. Kuzey serinlik, güney portakal kokusu, doğu çan sesi, batı ise tuzlu deniz esintisi taşırmış. Bir gün sarayın bayrakları taş gibi hareketsiz kalmış; yel değirmenleri durmuş, limandaki kayıklar beklemiş. Sultan Cemal gümüş borular çaldırmış ama hava kıpırdamamış. Dokuma çırağı Nilay, Rüzgâr Kulesi'nden gelen incecik bir inilti duyunca büyükannesinin sedef tarağını cebine koyup kuleye koşmuş.

Kulenin tepesinde Nilay, dört rengin kurdelelerini tek bir kalın düğüm içinde bulmuş. Yeni saray düzenleyicisi, güzel görünsünler diye bütün kurdeleleri aynı boya kesmiş, aynı balkona bağlamıştı. Nilay kulağını düğüme yaklaştırınca her rüzgârın başka bir isteği olduğunu işitmiş: kuzey geniş ve serin bir kapı, güney çiçekli sıcak bir yol, doğu çanlara ulaşacak dar bir geçit, batı denize açık alçak bir kemer istiyordu. Nilay, “Hepinizin aynı yere sığması gerekmiyor,” diyerek sedef tarağın parlak dişlerini iplerin arasına sokmuş.

Sultan Cemal kuleye çıktığında Nilay yere dört ayrı yol çizmiş. Kral önce şaşırmış; çünkü yıllardır düzenin her şeyi aynı yapmak demek olduğunu sanırmış. Nilay, “Bir yelkenle bir çiçeğin ihtiyacı aynı değildir,” demiş. Köy çocukları kuzey balkonunu açmış, bahçıvanlar güney yoluna portakal çiçekleri dizmiş, çancı doğu geçidindeki ağır perdeleri toplamış, balıkçılar batı kemerini denize çevirmiş. Herkes kendi işini yaparken Nilay düğümü çekiştirmeden, sabırla tel tel ayırmış; tarak hiçbir kurdeleyi koparmadan aralarına nefes boşluğu açmış.

Son tel serbest kalınca önce gümüş mavi kuzey rüzgârı serin bir halka çizmiş. Ardından şeftali renkli güney çiçek kokularını avluya taşımış, altın doğu rüzgârı küçük çanları neşeyle titreştirmiş, deniz yeşili batı rüzgârı kayıkların yelkenlerini doldurmuş. Değirmenler yeniden dönmüş, fırınların unları yetişmiş, bahçedeki yapraklar birbirine değmeden dans etmiş. Sultan Cemal, aynı uzunluktaki bayrakların gerçekten düzen değil, sessiz bir sıkışıklık yarattığını görmüş. Nilay da rüzgârlara ülke adına özür dileyip her bir kurdeleyi kendi balkonuna bağlamış.

O günden sonra Rüzgâr Kulesi'nin dört balkonu ayrı biçimde korunmuş. Sultan, sarayın bütün kapılarını tek ölçüyle yaptırmak yerine onları kullanacak kişileri dinlemeye başlamış. Nilay baş dokumacı olduğunda halılarına aynı deseni durmadan tekrarlamamış; farklı renklerin yan yana gelince nasıl ahenk kurduğunu göstermiş. Büyükannesinin sedef tarağı kulede, cam bir kutu yerine herkesin erişebildiği alçak bir rafta durmuş. Yelkuşağı halkı da uyumun herkesi birbirine benzetmekten değil, her ses için doğru yeri açmaktan doğduğunu hiç unutmamış.
