Nehir ve Safran Kandil: Unutulan Köprünün Klasik Masalı
Bir varmış, bir yokmuş; Akçay ülkesinde iki köyü birleştiren taş bir köprü varmış. Köprünün korkulukları her yaz renkli kurdelelerle süslenir, akşamları yüz kandil nehre altın ışıklar serpermiş. Sekiz yaşındaki kandilci çırağı Nehir, bakırdan yaptığı küçük kandille şenliğe hazırlanıyormuş. Fakat kutlamaya iki gün kala yoğun bir sis çökmüş; köprünün desenleri silinmiş, kandilleri ne yaksa da ışıkları hemen sönmüş. İki köyün halkı da suçu karşı kıyıya atmaya başlamış.

Nehir, kandiline yağ almak için pazara giderken yorgun bir yolcuyla karşılaşmış. Yolcunun feneri sönmüş, ayakkabıları çamura bulanmış. Nehir'in elinde yalnız bir gecelik yağ varmış; yine de yarısını yolcunun fenerine dökmüş. Yaşlı kadın teşekkür ederek ona safran renkli bir fitil vermiş. Bu fitilin tek başına değil, yardımlaşan eller yan yana geldiğinde parlayacağını söylemiş. Nehir fitili kandiline yerleştirince incecik bir ışık köprüye doğru uzanmış.

Işığı izleyen Nehir, kıyıda kırılmış testisi yüzünden tartışan iki çömlekçi kardeş görmüş. Biri ötekini dikkatsizlikle suçluyormuş. Nehir acele etmek yerine parçaları toplamış, kardeşlerden biri kili yoğururken ötekinden altın renkli reçine hazırlamasını istemiş. Üçü testiyi onarınca safran kandil biraz daha aydınlanmış. Testinin üzerindeki balık deseni köprü taşlarından birinde belirmiş. Kardeşler birbirlerinden özür dileyip Nehir'e sisin içinde kaybolmaması için uzun bir mavi ip vermişler.

Köprünün ortasında Nehir, köpük saçlı minik su perisi Köpür'ü bulmuş. Köpür, sisin bir büyücünün işi olmadığını anlatmış. Yıllardır iki köy şenliği kimin daha güzel yaptığı konusunda yarışıyor, birbirlerinin kandillerini yakmayı bırakıyormuş. Köprü de unutulan selamları ve paylaşılan işleri özlediği için ışığını saklamış. Nehir mavi ipin bir ucunu doğu köyüne, öteki ucunu batı köyüne uzatmış. Her aileden köprüye bir kandil ve güzel bir anı getirmesini istemiş.

Akşam olunca fırıncı ekmek kokulu kandilini, çoban yün püsküllü fenerini, çocuklar da ceviz kabuğundan minik ışıklarını getirmiş. İki köyün insanları mavi ip boyunca yan yana durmuş. Biri komşusunun kandilini yakmış, diğeri köprünün taşlarını temizlemiş; yıllar önce birlikte diktikleri dut ağaçlarını hatırlamışlar. Safran kandil güneş gibi parlayınca yüz ışık aynı anda yanmış. Sis ince bir tül gibi kalkmış, köprünün balık, nar ve dalga desenleri yeniden görünmüş.

Ülkenin sultanı Nehir'e bir kese altın sunmuş. Nehir altın yerine köprünün başına herkesin kandil yapmayı ve kırılan eşyaları onarmayı öğrenebileceği ortak bir atölye istemiş. Çömlekçi kardeşler rafları kurmuş, yolcu kılığındaki yaşlı kadının sarayın bilge kandilcisi olduğu anlaşılmış. Köpür her akşam suya ışıklı halkalar çizmiş. O günden sonra Akçay halkı şunu unutmamış: Bir köprüyü ayakta tutan yalnız taşlar değil; paylaşılmış emek, içten bir selam ve karşı kıyıya uzanan dost eliymiş.
