Kestane ile Uyku Vakti: Yaprak Yorganın Altında Huzurlu Bir Gece
Bir varmış bir yokmuş, sonbahar ormanının en tatlı köşesinde, kocaman bir fındık ağacının kökünde yaşayan minik bir fındık faresi varmış. Adı Kestane'ymiş. Kestane o gün dört bir yanı koşturmuş; sarı yaprakların üstünde zıplamış, dostlarıyla saklambaç oynamış, kırık bir kabuğu kızak yapıp yokuştan kaymış. Akşam olup gökyüzü portakal rengine boyanınca, ormanın üstüne tatlı bir sessizlik yavaş yavaş inmiş. Kuşlar yuvalarına çekilmiş, rüzgâr bile fısıltıya dönüşmüş. Kestane minik burnunu havaya kaldırmış ve içinden 'Artık yavaşça eve dönme vakti,' demiş.

Kestane usulca yola koyulmuş. Dışarıda incecik, tatlı tatlı bir yağmur çiseliyormuş. Yapraklara düşen damlalar 'tıp... tıp... tıp' diye ninni gibi şarkı söylüyormuş. Kestane hiç acele etmemiş; her adımını yavaşça, sakin sakin atmış. Serin havayı burnundan içine çekmiş, sonra usulca dışarı bırakmış. Yol boyunca uğur böcekleri ona iyi geceler der gibi kanat çırpmış. Fındık ağacının köküne varınca, yosun kaplı minik kapısını itmiş ve sımsıcak yuvasına süzülmüş.

İçerisi mis gibi kokuyormuş. Kestane yaz boyunca topladığı lavanta demetlerini duvara asmış, o yüzden yuvası hep mor çiçek kokarmış. Bir köşede kuru yapraklardan yapılmış yumuşacık bir yatağı varmış. Kestane ıslak patilerini minik bir bezle kurulamış, kabaran yaprak yorganının altına girmiş ve derin, rahat bir 'oooh' çekmiş. Yorgan tüy gibi hafifmiş, altı sımsıcakmış. Dışarıda yağmur hâlâ usul usul fısıldıyormuş.

Uykusu hemen gelmemiş, o da hiç acele etmemiş. Burnundan yavaşça nefes almış, ağzından yavaşça vermiş; bir kez daha, bir kez daha. Sonra çevresindeki yumuşacık şeyleri saymaya başlamış: bir yumuşak yaprak, iki yumuşak yaprak, üç sıcacık yorgan katı, dört tüylü kuyruk, beş minik yastık. Her sayıda gövdesi biraz daha gevşemiş, omuzları biraz daha düşmüş, pati uçları biraz daha ağırlaşmış.

Kalbi 'güm... güm...' diye gitgide yavaşlıyormuş. Göz kapakları ağırlaşmış, patileri iyice ısınmış. Dışarıdaki yağmur ninni gibi 'tıp... tıp...' söylerken, Kestane kendini kuş tüyü kadar hafif, sıcak bir kucak kadar güvende hissetmiş. 'Bugün güzel bir gündü,' diye usulca mırıldanmış, 'yarın da güzel olacak.'

Ve minik fındık faresi, yaprak yorganının altında mışıl mışıl uykuya dalmış. Rüyaları lavanta kadar tatlıymış. Çünkü Kestane küçük ama çok değerli bir sır öğrenmiş: her günün sonunda koşuşturmayı bırakıp yavaşça sakinleşmek, derin derin nefes alıp yumuşak şeyleri düşünmek, insanı sımsıcak ve güvende hissettirirmiş. İşte o zaman uyku, en tatlı biçimde gelirmiş. İyi geceler Kestane, iyi geceler minik dostum.
