Nehir ve Ayva Ağacının Üç Dileği: Altın Kalbin Klasik Masalı
Bir varmış, bir yokmuş; taş evleri badem kokan Güneydere adlı küçük bir köy varmış. Üç mevsim yağmur yağmayınca çeşmeler incelmiş, bahçeler susmuş. Nehir, ninesinin eski avlusundaki tek yeşil ağacı her sabah bir tas suyla besliyormuş. Bir gece ayva ağacı altın renkli üç çiçek açmış. Dalların altından beyaz tavşan Pırıltı çıkmış ve ağacın, iyi kalpli birine üç görev vereceğini fısıldamış.

İlk çiçek, “En değerli şeyini karşılık beklemeden paylaş,” demiş. Nehir'in matarasında yalnız yarım tas su kalmış. Saray yolunda susuzluktan kanatları düşen bir serçe görünce suyunu ona vermiş. Pırıltı, Nehir'in de susadığını hatırlatmış; Nehir ise küçücük canın daha güçsüz olduğunu söylemiş. Serçe göğe yükselince ilk çiçek olgun, ışıklı bir ayvaya dönüşmüş ve kuru toprağa bir damla düşmüş.

İkinci çiçek, “Zor olsa da doğruyu söyle,” diye seslenmiş. Nehir, köy meydanında çatlamış su testisinin yanında durmuş. Testiyi sabah yanlışlıkla kendisinin devirdiğini herkesin önünde anlatmış. Kimse onu azarlamamış; çömlekçi, dürüstlüğünün kırık testiden daha kıymetli olduğunu söylemiş. Nehir parçaları toplayıp yenisini yapmak için yardım etmiş. İkinci altın ayva belirince köyün eski çeşmesi bir anlığına berrak suyla şarkı söylemiş.

Son çiçek, sarayın kapalı bahçesinde duran gümüş tası istemiş. Nehir ile Pırıltı uzun yoldan saraya varmış. Sultan Feride, tasın yağmur çağırdığına inanıldığını, bu yüzden kimseye verilemeyeceğini söylemiş. Nehir onu çalmayı düşünmemiş; köyün durumunu açıkça anlatıp yalnızca ödünç istemiş. Sultan, cesaretle söylenen dürüst sözleri dinlemiş ve tası, bütün köyün birlikte kullanması şartıyla Nehir'e teslim etmiş.

Ayva ağacının altında köylüler, Sultan Feride ve saraylılar toplanmış. Üç altın ayva gümüş tasa bırakılınca içlerinden su değil, üç sıcak ışık yükselmiş. Birincisi paylaşan elleri, ikincisi doğru sözleri, üçüncüsü ortak emeği aydınlatmış. Işık bulutlara ulaşsa da yağmur hemen başlamamış. Nehir herkesi beklemek yerine kuru kanalları temizlemeye çağırmış; çocuklar taşları toplamış, büyükler olukları onarmış, sultan da sarayın kuyusunu köye açmış.

Akşam son kanal tamamlandığında gök yumuşakça gürlemiş. Yağmur damlaları ayva yapraklarına, çatılara ve susamış tarlalara düşmüş. Nehir ilk üç meyveyi saraya götürmek yerine meydanda dilimleyip herkesle paylaşmış. O günden sonra gümüş tas tek bir evde tutulmamış; sırayla köylülerin sofrasında durmuş. Güneydere halkı, dileklerin sihirli eşyalardan önce dürüst, paylaşan ve birlikte çalışan kalplerde büyüdüğünü hiç unutmamış. Böylece her yeni hasatta ilk sepet, ihtiyacı olan komşulara ayrılmış.
