Narin ile Kehribar Çan: Uyanan Baharın Klasik Masalı
Bir varmış, bir yokmuş; dağların arasında Gökçeova adında, taş evli bir ülke varmış. Her yıl bahar, Saat Kulesi'ndeki kehribar çanın üç berrak sesiyle başlarmış. O yıl çan susunca dereler ağırlaşmış, ağaç tomurcukları uyanamamış. Sekiz yaşındaki bahçıvan çırağı Narin, kulenin kapısında altın kuyruklu kızılgerdan Pıtırcık'ı bulmuş. Kuş, çanın su, rüzgâr ve tohumdan gelen üç sesini kaybettiğini fısıldamış.

Narin turkuaz pelerinini takıp Pıtırcık'la vadiye inmiş. İlk durak, taşların arasında küskünce bekleyen İnce Dere'ymiş. Köylüler suyu hızlandırmak için dalları çekiştiriyor, dere daha çok bulanıyormuş. Narin önce kıyıya oturup suyun sesini dinlemiş. Akışı tıkayan dalın altında sıkışmış yuvarlak taşı fark etmiş. Herkes birlikte taşı kaldırınca su şırıldamış; içinden mavi bir nota yükselip Narin'in küçük çan kolyesine yerleşmiş.

İkinci ses, Uğultulu Tepe'de saklıymış. Eski yel değirmeninin kanatları aceleyle bağlanan kurdeleler yüzünden dönemiyormuş. Narin kurdeleleri koparmak yerine düğümleri tek tek çözmüş, yıpranan kanada sağlam bir bez parçası dikmiş. Pıtırcık kanadın ucuna konunca hafif rüzgâr doğru yönü göstermiş. Değirmen ağır ağır dönmüş; hava, gümüş renkli ikinci notayı pelerinin yakasına bırakmış. Narin, rüzgârın zorlanınca değil, yolu açılınca yardım ettiğini anlamış.

Son ses, sarayın yıllardır kapalı duran tohum odasındaymış. Raflarda yüzlerce kese varmış ama hangisinin bahar tohumu olduğu bilinmiyormuş. Narin keseleri savurmak yerine her birini dikkatle incelemiş. Bir kesenin üzerinde güneş ve yağmur biçimli iki küçük işaret görmüş. İçindeki kurumuş görünen tohumu nemli toprağa koyup beklemiş. Tohumun kabuğu aralanmış, incecik kök uzamış ve yeşil üçüncü nota filizin üzerinden yükselmiş.

Narin üç notayla Saat Kulesi'ne dönmüş. Kral, çanı hemen kuvvetle çalmasını istemiş; Narin ise notaların sırasını hatırlamış: önce suyun şırıltısı, sonra rüzgârın soluğu, en son filizin sessiz gücü. Çan kolyesini kehribar çana dokundurunca notalar onun içine süzülmüş. Narin tokmağı yavaşça çekmiş. Birinci ses dereleri parlatmış, ikinci ses bulutları yürütmüş, üçüncü ses bütün tomurcukları aynı anda açtırmış.

Gökçeova meydanı erik çiçekleriyle beyaza bürünmüş. Kral Narin'e altın bir taç vermek istemiş. Narin bunun yerine dere kıyılarının temiz tutulmasını, değirmenin her mevsim onarılmasını ve saray tohumlarının köylülerle paylaşılmasını dilemiş. O günden sonra kehribar çanı yalnız bir kişi değil, suyu koruyan, rüzgâra yol açan ve tohumu büyüten herkes birlikte çalmış. Gökçeovalılar da gerçek mucizenin dikkatle dinlemek, sabırla çalışmak ve doğaya özen göstermek olduğunu unutmamış.
