Ayla ve Sedef Çan: Saklanan Yankıların Klasik Masalı
Bir varmış bir yokmuş, Gül Kıyısı Ülkesi'nde günün başladığını Sedef Çan haber verirmiş. Çan her sabah kendi sesiyle değil, halkın önceki gün verdiği güzel sözlerin yankısıyla çalarmış. Fırıncı ekmeğini paylaşacağına, kayıkçı yolcuları güvenle taşıyacağına, çocuklar da fidanları sulayacağına söz verirmiş. Bir ilkbahar Kraliçe Lalin, en değerli yankıları sarayda saklarsa ülkenin hiç susmayacağını düşünmüş. Görevliler renkli yankıları cam kavanozlara toplamış. Ertesi şafak çan sallanmış, fakat tek bir ses bile çıkmamış; ülke iyice sessiz kalmış.
Bahçıvan çırağı Ayla, papatya tokasını düzeltip gül bahçesindeki altın kemere tırmanmış. Sedef yüzeyi soluk, ipi ise sağlammış. Çanın içinde yalnızca ince bir fısıltı duymuş: “Söz, tutulduğu yerde yankılanır.” Ayla belindeki bakır anahtarla sarayın yankı odasını açmış. Raflarda mavi, pembe ve altın ışık kurdeleleri kıpırdanıyormuş. Kraliçe, onları koruduğunu söylemiş. Ayla nazikçe, saklanan bir sözün sahibine ulaşamadığını anlatmış ve her yankıyı doğduğu işe geri götürmek için izin istemiş.
Ayla ilk mavi yankıyı kayıkçıya ulaştırmış. Kayıkçı, yaşlı yolcuyu karşı kıyıya geçirince ışık kurdelesi neşeyle uzamış. Pembe yankı fırıncının sözündenmiş; fırıncı sıcak çörekleri meydandaki çocuklarla paylaşınca kurdele gül kokusuyla parlamış. Altın yankı, saray bahçesindeki fidanları sulamayı unutan üç kardeşe aitmiş. Kardeşler kovaları birlikte taşımış, Ayla da köklerin çevresini gevşetmiş. Her tamamlanan söz, sahibinin omzundan yükselip çana doğru uçmuş. Kavanozlar boşalırken ülkenin sokakları yeniden canlı seslerle dolmuş.
Akşam olduğunda geriye yalnız Kraliçe Lalin'in mor yankısı kalmış. Kraliçe geçen kış halka açık bir dinlenme bahçesi kuracağına söz verdiğini, fakat işi ertelediğini hatırlamış. Tacını çıkarıp Ayla'yla birlikte boş avluya inmiş. Görevliler bankları taşırken çocuklar tohum serpmiş, Kraliçe de ilk ıhlamur fidanını kendi elleriyle dikmiş. Mor ışık kurdelesi kavanozdan süzülerek öteki yankılara katılmış. Sedef Çan gece esintisinde bir kez çalmış; sesi buyurgan değil, uzaktan gelen dostça bir teşekkür gibiymiş.
Ertesi sabah bütün halk altın kemerin altında toplanmış. Tamamlanan sözlerin renkli yankıları Sedef Çan'ın çevresinde dönmüş ve çan kıyılara kadar duyulan berrak bir ezgi söylemiş. Kraliçe yankı odasının raflarını söktürmüş; cam kavanozları yeni bahçede yağmur suyu biriktirmek için kullanmış. Ayla'ya da sözlerin bekçisi olmayı teklif etmiş. Ayla, bekçiliğin sözleri kilitlemek değil, unutulana nazikçe hatırlatmak olduğunu söylemiş. O günden sonra ülkede verilen her söz küçük de olsa özenle tamamlanmış; çünkü güvenin sesi, ancak davranışla buluşunca gerçek bir yankıya dönüşürmüş.