Cem ile Çise: Gökkuşağı Nasıl Oluşur?
Cem, yaz yağmurundan sonra bahçeye çıkmış ve gökyüzünde kocaman bir gökkuşağı görmüş. Yay sanki ıslak havaya kurulmuş renkli bir köprüymüş. Renklerin neden hep aynı sırada dizildiğini merak ederken yaprağın ucundaki damla göz kırpmış. Damlanın adı Çise’ymiş. “Gökkuşağı gökte asılı bir boya şeridi değildir,” demiş. Cem’i hayal kadar küçültüp yuvarlak gövdesinin içine buyur etmiş. Güneş Cem’in arkasında, yağmurlu hava karşısındaymış. Çise, bu yerleşimin gökkuşağını görebilmek için önemli olduğunu söylemiş.
Beyaz güneş ışığı Çise’nin yüzeyine eğik gelince yönü değişmiş. Çise buna kırılma dendiğini anlatmış. Cem, beyaz görünen ışığın aslında birçok rengi birlikte taşıdığını fark etmiş. Kırmızı ışık biraz, mor ışık daha fazla bükülmüş; aralarında turuncu, sarı, yeşil ve mavi belirmiş. Renkler birbirinden ayrılıp minik bir yelpaze gibi açılmış. Her ışın kendi ince yolunu dikkatle izliyormuş. Cem ışığın damlaya girerken yalnız yavaşlamadığını, farklı renklerin farklı miktarlarda yön değiştirdiğini öğrenmiş.
Işık damlanın arka yüzüne ulaştığında bir bölümü dışarı çıkmış, bir bölümü ise ayna gibi içeride geri yansımış. Yansıyan ışık, damlanın ön yüzüne yeniden geldiğinde bir kez daha kırılarak dışarı çıkmış. Cem renkli ışınların gözlerine doğru yol aldığını görmüş. Tek bir damla yalnız küçücük bir renk parçası gönderiyormuş; gökyüzündeki milyonlarca yağmur damlası uygun açılarda ışık yolladığında hepsi birlikte geniş bir gökkuşağı yayı oluşturuyormuş. Böylece uzaktaki her damla farklı bir renge küçük bir katkı sağlıyormuş.
Cem normal boyuna dönünce Çise ile güvenli bir deney yapmış. Güneşi arkasına almış, bahçe hortumunu ince bir sis oluşturacak biçimde ve bir yetişkinin yardımıyla havaya çevirmiş. Deneyi güneşli bir öğleden sonra dikkatle yapmışlar. Başını yavaşça oynatınca renkli yay yalnız belli bir yönde görünmüş. Sonra su dolu saydam bir bardağı aydınlık pencerenin önüne koyup masaya düşen küçük renkleri izlemiş. Çise, gökkuşağının belirli bir yerde duran nesne değil, ışık, damlalar ve bakan kişinin açısıyla oluşan bir görüntü olduğunu açıklamış.
Ertesi gün Cem gözlem defterine bir damla çizmiş; giren beyaz ışığı, içerideki yansımayı ve dışarı çıkan renkleri oklarla göstermiş. Gökkuşağında dış kenarda kırmızı, iç kenarda mor bulunduğunu not etmiş. Arkadaşlarına güneşe doğrudan bakmamalarını, deneyleri yetişkin gözetiminde yapmalarını hatırlatmış. Yağmurdan sonra renkli yayı her gördüğünde gökyüzünün boya kullandığını düşünmek yerine ışığın damlalarda yaptığı harika yolculuğu hatırlamış. Merakla sormanın, dikkatle gözlemlemenin ve güvenli deney yapmanın doğadaki sırları anlaşılır kıldığını öğrenmiş.