Mırmır ve Yün Sepetinin Yavaşlayan Renkleri
Dağların üstüne akşam sisi inerken minik kedi Mırmır krem yorganına girdi, ama patileri günün oyunlarını bırakmak istemedi. Bir sağa döndü, bir sola; kuyruğu yastığın kenarında kıpırdadı. Büyükannesi erik moru şalını takıp yatağın yanına oturdu. Elinde, içi yumuşak renkli yumaklarla dolu hasır sepet vardı. ‘Bugün renkler de çok çalıştı,’ diye fısıldadı. ‘Onları sırayla dinlendirirsek belki bedenin de uyku yolunu bulur.’ Mırmır yorganın üzerine oturup kulaklarını sessizce ona çevirdi.
Önce gece mavisi yumağı sepetten aldılar. Büyükannesi ipi çekmeden, yumağı iki avucunun arasında tuttu. Mırmır yuvarlak pencereden koyulaşan göğe baktı. Burnundan yavaşça nefes alırken göğsünün yükseldiğini, verirken indiğini hissetti. Mavi yumağı sepetin en sakin köşesine bıraktı. Dışarıda rüzgâr çatıya hafifçe dokundu, sonra uzaklaştı. Mırmır gün boyunca duyduğu sesleri tek tek kovalamak zorunda olmadığını anladı; hepsi mavi gökyüzünün içinde güvenle dinlenebilirdi.
Sırada adaçayı yeşili ve krem yumaklar vardı. Mırmır yeşil yumağa bakarken ön patilerini uzattı, krem yumağa bakarken omuzlarını gevşetti. Büyükannesi her nefes verişte yatağın biraz daha yumuşak olduğunu hayal etmesini söyledi. Mırmır tırnaklarını içeri çekti, çenesini serbest bıraktı, kuyruğunu bacaklarının yanına sakinçe yerleştirdi. Şöminedeki odun küçük bir çıtırtı çıkardı. Yeşil ve krem yumaklar sepete yan yana konunca Mırmır'ın patilerindeki gün boyu biriken hızlılık da sessizce çözüldü.
Leylak yumağı kulakların, dut moru yumak ise düşüncelerin dinlenme rengiydi. Mırmır kulaklarını bir kez dikti, sonra doğal hâline bıraktı. Yarın yapacağı tırmanışı, yarım kalan oyunu ve bulmak istediği parlak taşı düşündü. Büyükannesi, ‘Düşünceler kaybolmaz; sabaha kadar sepette bekleyebilir,’ dedi. Mırmır her düşünceyi görünmez bir ilmek gibi mor yumağın çevresine bıraktığını hayal etti. Sepet dolmadı, oda küçülmedi. Yalnız zihnindeki koşu yavaşladı; ay ışığı yerde uzun, durgun bir şerit oldu.
Büyükannesi sepeti şöminenin yanına koyup yorganı Mırmır'ın krem patilerine kadar çekti. Gece mavisi göğsünü, adaçayı patilerini, krem omuzlarını, leylak kulaklarını, dut moru da düşüncelerini dinlendiriyormuş gibi geldi. Mırmır son bir yavaş nefes aldı ve yastığın serin kenarına yanağını bıraktı. Büyükannesinin hırkasından gelen temiz yün kokusu ile rüzgârın uzak uğultusu birbirine karıştı. Sabah olduğunda renklerin yine oyunlara hazır olacağını biliyordu. Dinlenmenin günü yarıda bırakmak değil, yeni güne nazikçe yer açmak olduğunu düşünerek gözlerini kapadı; dağ evi de onunla birlikte sessizce uyudu. Kalbi de kapalı gözlerinin ardında tatlı bir huzurla yavaşladı.