Nola ve Yonca Tepesinin Beş Yumuşak Dokunuşu
Yonca Tepesi'nin altında, kuru yapraklarla döşeli yuvarlak bir yuvada küçük kirpi Nola yaşardı. Yuva güvenli ve sıcaktı. Akşam olduğunda annesi Sera uyku sepetini hazırladı, fakat Nola'nın aklı gündüz gördüğü renkli kelebeklerdeydi. Birini daha hatırlıyor, sonra ertesi gün hangi yolu gezeceğini düşünüyordu. Minik ayakları dinlenmek istiyor, zihni hâlâ çayırda koşuyordu. Sera onu susturmaya çalışmadı. 'Günü kovalamak yerine çevremizdeki beş yumuşak dokunuşu fark edelim,' dedi ve yuvanın girişindeki yoncalara birlikte sokuldular.
Birinci dokunuş, yonca yaprağının ucundaki serin çiy damlasıydı. Damla Nola'nın burnuna değmeden hemen önce ay ışığını yuvarlak bir boncuk gibi topladı. Nola onu izlerken burnundan yavaşça nefes aldı, ağzından usulca verdi. İkinci dokunuş, ince bir papatya yaprağının dikenlerinin arasından geçerken bıraktığı hafif gıdıklanmaydı. Nola omuzlarını gevşetti. Gece hiç acele etmiyordu. Çayırın bütün kokularını bir gecede hatırlamak zorunda olmadığını fark etti. Her nefeste kalbindeki küçük telaş biraz daha geniş bir sessizliğe karıştı.
Üçüncü dokunuş uzaktaki cırcır böceğinin düzenli sesiydi; sese dokunulmazdı, ama ritmi Nola'nın kulaklarına yumuşacık değiyordu. Sera, üç ses boyunca nefes alıp üç ses boyunca vermeyi gösterdi. Sera da sessizce gülümsedi. Dördüncü dokunuş, yuvanın tavanından sarkan eğrelti yaprağının gölgesiydi. Gölge rüzgârla yavaşça uzuyor, sonra yeniden kısalıyordu. Nola gözlerini yarım kapattı. Gölgenin hareketini takip ettikçe gündüzün hızlı görüntüleri uzaklaştı, pençeleri kuru yaprakların sıcaklığını daha iyi hissetmeye başladı.
Beşinci dokunuş, Sera'nın Nola'nın sırtına örttüğü yumuşak yosun yaprağıydı. Yaprak nefes aldıkça biraz yükseliyor, nefes verdikçe usulca iniyordu. Nola artık dokunuşları yeniden saymaya çalışmadı; çiy, papatya, cırcır ritmi, eğrelti gölgesi ve yosun örtü birbirine karışıp sakin bir gece şarkısı olmuştu. Dışarıda hiçbir telaş yoktu. Sera hemen yanındaki yaprak yatağına kıvrıldı. Yuvanın girişi açıktı, ay ışığı ince bir şerit halinde içeri süzülüyor, dışarıdaki yoncalar rüzgârla güven verici biçimde sallanıyordu.
Nola gözlerini kapatınca kelebekler kaybolmadı; yalnızca yarına ait sessiz bir rüyaya dönüştü. Ay sabaha kadar sakince bekleyecekti. Sabah yine çayıra çıkabilir, yeni renkleri inceleyebilir ve merak ettiği yolları yürüyebilirdi. Şimdilik yuvası sıcak, annesi yakın, gece de sakindi. Nola bedeninin dinlenmeye hazır olduğunu fark edip son kez yavaşça nefes verdi. Uyku, acele eden bir misafir gibi değil, yonca yaprağından süzülen çiy kadar sessiz geldi. Nola, güzel bir günü bırakmanın onu unutmak olmadığını; dinlenince sevincin sabaha tazelenerek taşındığını öğrendi.