Doruk ile Yankı: Yarasalar Karanlıkta Yollarını Nasıl Bulur?
Doruk sekiz yaşındaydı ve akşam olunca bütün canlıların uyuduğunu sanırdı. Bir gün doğa gözlemcisi Eda'yla Gecelik Bahçe'ye gitti. Güneş batarken küçük kahverengi bir cüce yarasa, eski dut ağacındaki güvenli yuvasından çıktı. Eda ona Yankı diyordu. Yankı dallara çarpmadan kıvrılıyor, havadaki minicik böcekleri ustalıkla yakalıyordu. Kanatlarını açarken hiçbir dala ya da çiçeğe değmiyordu. Doruk, karanlıkta bunu nasıl yaptığını merak etti. 'Gözleri hiç görmüyor olmalı,' dedi. Eda gülümsedi; yarasaların görebildiğini, fakat karanlıkta başka bir güçlü duyudan da yararlandığını anlattı.
Eda, avucundaki yarasa ses dedektörünü açtı. Doruk'un kulağının duyamadığı çok ince sesler aygıttan yumuşak tıkırtılar olarak gelmeye başladı. Yankı ağzından yüksek frekanslı, kısa ses darbeleri gönderiyordu. Bu sesler yapraklara, dallara ve böceklere çarpıp geri dönüyordu. Yankı'nın geniş kulakları geri gelen yankıları yakalıyordu. Yakındaki bir nesnenin yankısı daha çabuk, uzaktakinin yankısı daha geç ulaşıyordu. Böylece yarasa nesnenin ne kadar uzakta olduğunu anlayabiliyor, uçarken yönünü hızla değiştirebiliyordu.
Doruk dedektördeki tıkırtıların açık alanda seyrek, Yankı bir böceğe yaklaşınca daha sık olduğunu fark etti. Eda, yarasanın hedefe yaklaştıkça daha hızlı ses darbeleri gönderip daha ayrıntılı bilgi topladığını açıkladı. Sesin hangi kulakta önce ve daha güçlü duyulması, hedefin yönünü de bildiriyordu. Yankı bir güveyi yakalayıp sonra dut ağacının çevresinde döndü. Doruk, ekolokasyonun bir resim çizmediğini; uzaklık, yön, büyüklük ve hareket hakkında seslerden oluşan bir yol haritası sağladığını anladı.
Bahçenin taş kulübesinde başka yarasa türlerinin resimlerini incelediler. Bazıları böcek, bazıları meyve ya da çiçek özüyle besleniyordu; her tür aynı biçimde yaşamıyordu. Eda ayrıca yarasaların kör olmadığını yineledi. Gözleri özellikle alacakaranlıkta işe yarıyor, ekolokasyon ise karanlıkta uçuşu ve av bulmayı tamamlıyordu. Doruk yuvaya yaklaşmak istedi, ama Eda dinlenen hayvanların ışıkla, gürültüyle ya da dokunmayla rahatsız edilmemesi gerektiğini söyledi. İkili kırmızı kapaklı, loş gözlem fenerini uzaktan kullanıp sessiz kaldı.
Gece sonunda Doruk gözlem defterine yazı yerine üç sade şekil çizdi: yarasadan çıkan dalgalar, ağaca çarpan ses ve geri dönen yankı. Ertesi hafta arkadaşlarıyla bahçeye su kabı koydu, gece açan yerli çiçekler dikti ve dut ağacının çevresini sessiz gözlem alanı bıraktı. Yankı yine gökyüzünde kıvrılarak uçtu. Doruk artık karanlığın boş olmadığını biliyordu. Merak ettiği bir canlı hakkında tahmin yürütmenin başlangıç olduğunu, doğru bilgiye ise dikkatli gözlem, ölçüm ve hayvana saygı göstererek ulaşılacağını öğrenmişti.