Rana ve Gümüş Elek: Yedi Ambarın Klasik Masalı
Bir varmış bir yokmuş, bereketli tarlalarıyla ünlü Başaklıova Krallığı'nda Rana adında bir değirmenci çırağı yaşarmış. Rana, buğdayın kokusunu ve değirmen taşının sesini çok severmiş. Her tanenin sofraya gelene dek geçtiği yolu merakla öğrenirmiş. Hasat şenliği arifesinde ansızın sert bir rüzgâr çıkmış; sarayın Yedi Ambarı'nın tunç kapıları kapanmış. İçeride kışlık tahıl, dışarıda endişeli köylüler kalmış. Sultan, kapıları açana büyük ödül vadetmiş. Rana, un sandığının altında ay ışığı gibi parlayan küçük bir Gümüş Elek bulmuş.
Eleğin çemberinde iri başak, yuvarlak arpa ve minicik darıyı andıran üç kabartma varmış. Rana önce yalnız en iri taneleri eleğe koymuş; onları değerli, küçükleri önemsiz sanmış. İri taneleri ayrı kaba koyup küçükleri kenara itmiş. Elek sessiz kalmış, ambar kapıları kıpırdamamış. Değirmenci ninesi Helin, hazır bir cevap vermek yerine Rana'ya pazarı dolaşıp her tahılın ne işe yaradığını sormasını öğütlemiş. Rana hatasını anlayınca yere dökülen küçük taneleri özenle toplamış, sonra çiftçilerin anlattıklarını dinlemek için sepetini koluna takmış.
Buğdaycı, iri tanelerin ekmeğe dönüştüğünü; arpacı, arpanın sıcak çorbayı koyulaştırdığını; darı yetiştiren yaşlı çiftçi ise küçücük tanelerin kurak günlerde bile ürün verdiğini anlatmış. Bir çoban, samanın hayvanlara yatak olduğunu, çocuklar da kavrulmuş tahılların kış oyunlarına neşe kattığını söylemiş. Pazardaki fırıncı da hiçbir kırıntının çöpe gitmemesi gerektiğini eklemiş. Rana hiçbirini ötekinden üstün görmeden örnekleri ayrı keselerde toplamış. Gümüş Elek'in üç kabartması birden ışıldamış. Elek hafifçe çınlayınca tunç kapılarda üç yuvarlak yuva belirmiş.
Rana, köylülerle birlikte iri taneleri fırın için, arpayı aşevi için, darıyı da tohumluk için ayırmış. Kırık taneler lapa ve hayvan yemi olmuş; saplar sepetçilere verilmiş. Her sepetin ölçüsü dikkatle kontrol edilmiş, tek bir avuç savrulmamış. Sonra her gruptan bir avuç tahılı Gümüş Elek'ten geçirmişler. Elekten dökülen altın renkli un, kapılardaki yuvalara üç yumuşak çizgi gibi uzanmış. Kapılar ağır ağır açılmış. İçerideki tahıl bozulmamış; çünkü herkes acele etmeden, temiz ellerle ve ölçülü kaplarla birlikte çalışmış.
Sultan, Rana'ya yakutlarla süslü bir taç sunmuş. Rana bunun yerine her köye kapaklı tahıl sandıkları, ortak ölçü kapları ve çocukların öğrenebileceği küçük bir değirmen istemiş. Sultan dileğini kabul etmiş. Gümüş Elek sarayın hazinesine kaldırılmamış; pazar meydanındaki sade değirmende asılı kalmış. O günden sonra Başaklıova'da büyük küçük hiçbir nimet küçümsenmemiş, ihtiyaç kadar alınmış ve artan paylaşılmış. Rana da gerçek bereketin çok şeye sahip olmak değil, elindekinin değerini bilmek olduğunu hiç unutmamış.