Eğitici Masallar 34 Görüntülenme 2 dk okuma

Toparlak ile Buğday Testisi: Tutumluluğun Tatlı Sırrı

Altın başaklı bir tarlanın altında, sımsıcak bir yuvada Toparlak adında minik bir hamster yaşardı. Toparlak yumuk yumuk, tombul yanaklıydı; sırtında kırmızı bir yelek, başında yeşil bir palamut şapkası vardı. Küçük olmasına küçüktü ama çalışkanlığı herkesi şaşırtırdı. En sevdiği şey, gün boyunca birkaç altın buğday tanesi toplamaktı. Her akşam topladıklarını küçük toprak testisine koyar, sonra keyifle uyurdu. 'Azıcık azıcık, dolar testicik,' derdi gülerek.

Tarlanın neşeli çekirgesi Cırcır ile uğur böceği Benekli, bütün gün oynar, buldukları her taneyi hemen yerlerdi. 'Toparlak, bırak şu biriktirmeyi de bizimle zıpla!' derlerdi. Toparlak gülümser, 'Ben de oynarım, ama her gün bir avuç da kenara koyarım. Bakın, çokça değil; sadece azıcık,' derdi. Arkadaşları omuz silker, 'Tarla dolu buğday, niye saklıyorsun ki?' diye kıkırdardı. Toparlak yalnızca gülümserdi. Çünkü aklında hep yarın vardı.

Toparlak hiçbir şeyi boşa harcamazdı. Yere düşen kırıntıları toplar, en ufak taneyi bile testisine eklerdi. Cırcır kocaman bir başak bulunca hepsini bir öğünde silip süpürür, sonra karnını tıka basa doyururdu. Benekli ise en tatlı taneleri seçip gerisini savururdu. Toparlak ise, 'Bugünün azığından yarına da bir tutam kalsın,' derdi. Testisi her gün, birer birer, sessizce dolup dururdu.

Derken havalar değişti. Soğuk bir rüzgar geldi, günlerce yağmur yağdı. Tarla ıslandı, başaklar suya gömüldü; ortalıkta tek bir tane bile kalmadı. Cırcır acıkmış, üşümüş, bir köşede titriyordu. Benekli, 'Ah, keşke biraz saklasaydım,' diye üzülüyordu. İkisi de karınları aç, ıslacık kanatlarıyla ne yapacaklarını bilemeden Toparlak'ın yuvasının kapısını çaldılar. 'Toparlak, hiç yiyeceğimiz kalmadı,' dediler minik sesleriyle, mahzun mahzun.

Toparlak kapıyı açtı, onları sıcacık yuvasına aldı. Köşedeki testileri gösterdi: hepsi ağzına kadar altın buğdayla doluydu! 'Her gün topladığım o azıcıklar, bakın koca bir kışlık oldu,' dedi gülümseyerek. Cırcır ile Benekli'ye sıcak çorba, kavrulmuş taneler ikram etti. Karınları doyunca gözleri parladı. Toparlak, 'İsterseniz size de biriktirmeyi öğretirim,' dedi. 'Demek azıcık azıcık biriktirmek, zor günleri böyle kolaylaştırıyormuş,' dediler şaşkınlıkla.

O günden sonra Cırcır ile Benekli de her akşam bir tutam azık ayırdı. Ne bulurlarsa hepsini bir anda tüketmez, yarına da güzelce pay bırakırlardı. Tarla yeniden başak açtığında üçü hem doyasıya oynadı hem de testilerini tıkır tıkır doldurdu. Çünkü artık biliyorlardı: her gün azıcık biriktiren, hiçbir şeyi boşa harcamayan, zor günü kolayca atlatır. Tutumlu olmak, en tatlı hazineymiş.