Uykucu Pıtır ve Bal Rengi Deniz Feneri
Denizin kıyısındaki uykucu ormanda, yumuşak yosunlardan bir yatağı olan minik bir fındık faresi yaşardı. Adı Pıtır'dı. Kahverengi tüyleri kadife gibi yumuşacık, başında da mavi bir gece takkesi vardı. O akşam bütün orman esnerken Pıtır bir türlü uyuyamıyordu. Gözlerini kapattı, açtı, yine kapattı. Dışarıda deniz usulca soluk alıp veriyordu. Yorgun ağaçlar dallarını sarkıtmış, uyumaya hazırlanıyordu. 'Uyku nerede acaba?' diye fısıldadı ve takkesini düzeltip yavaşça yatağından kalktı.
Kapıdan dışarı süzülünce yumuşak bir rüzgâr yanağını okşadı. 'Merhaba Pıtır,' dedi rüzgâr usulca, 'ben ılgıt ılgıt eserim, yorgun dalları sallar uyuturum.' Pıtır'ın elinden tutup onu çimenlerin üstünde gezdirdi. Otlar hışırdadı, yapraklar salındı, papatyalar başını eğdi. Ayaklarının altında çimenler serindi. Rüzgâr öyle yumuşak esiyordu ki Pıtır'ın adımları gitgide ağırlaştı. Ama minik fare hâlâ 'Daha uykum yok,' diye mırıldanıyordu.
Rüzgâr onu denizin kıyısına götürdü. Gökyüzünde koca koca bulutlar tembel tembel yüzüyordu. 'Biz gündüz gezeriz, akşam da yorgun düşeriz,' dedi en tombul bulut esneyerek. Bulutlar birbirine sokuldu, kocaman yumuşak bir yorgan gibi oldular. Pıtır onlara bakarken kendisi de küçük bir esneme yakaladı. Ağzını minik pençesiyle kapattı ama esneme dudaklarından bir baloncuk gibi kaçtı. 'Aaah,' dedi utanarak.
Az ötede, kayaların üstünde yaşlı bir deniz feneri duruyordu. Işığı ne parlak ne keskindi; bal rengi, sımsıcak bir ışıktı. Yavaş yavaş yanıp söndü, tıpkı derin derin nefes alan biri gibi. 'Ben geceleri denize yol gösteririm,' dedi fener sakin bir sesle. 'Ama en çok da huzuru severim.' Işığı Pıtır'ın üstüne düştüğünde minik fare kendini sıcacık bir battaniyeye sarılmış gibi hissetti.
Fenerin ışığı bir yanıyor, bir sönüyordu. Yandı... söndü... yandı... söndü. Rüzgâr da bu ritme uydu, bulutlar da salındı. Pıtır saymaya başladı: bir nefes, iki nefes, üç yumuşak nefes. Göz kapakları küçük birer perde gibi ağırlaştı. Deniz usulca 'şışışış' diyerek kıyıyı okşuyordu. Artık Pıtır'ın 'daha uykum yok' diyecek hali kalmamıştı. Başını yosun yumuşaklığındaki bir taşa yasladı.
Rüzgâr onu usulca kucaklayıp yatağına geri taşıdı. Fener uzaktan bal rengi ışığıyla ona göz kırptı, bulutlar üstüne yorgan oldu. Pıtır anladı ki uykuyu aramaya gerek yokmuş; sen günü sakince bırakınca uyku kendisi gelirmiş, sessizce, sıcacık. Minik fare son bir kez esnedi, 'İyi geceler koca dünya,' diye fısıldadı ve mışıl mışıl uykuya daldı. Sen de gözlerini kapat; bak, uyku çoktan yanına geliyor.