Ela ile Altın Başaklar: Dağ Eteğindeki İyilik
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, yüksek bir dağın eteğinde Çınarpınar adında küçücük bir köy varmış. Bu köyün en ucundaki taş evde, Ela adında çalışkan ve alçakgönüllü bir kız yaşarmış. Ela her sabah gün doğmadan kalkar, keçilerine bakar, bahçesini sular, sonra da örgü sepetini koluna takıp ormana odun toplamaya gidermiş. Kim ne isterse gülümseyerek yardım eder, hiçbir iyiliğin karşılığını beklemezmiş.
Ela'nın hemen yanındaki evde ise Nadire adında bir komşu otururmuş. Nadire tembelin tembeliymiş; sabahları öğlene kadar uyur, işlerini hep başkasına yaptırmak istermiş. Üstelik çok da açgözlüymüş; herkesin elindekine göz diker, 'Bana ne verecekler?' diye düşünmeden adım atmazmış. Ela'nın neşeyle çalıştığını görünce burnunu kıvırır, 'Bu kadar yorulmaya değer mi hiç?' diye söylenirmiş.
Yine güzel bir sonbahar sabahı Ela ormana girmiş. Ağaçların arasında, bir devrik kütüğün dibinde, sırtı iki büklüm yaşlı bir nine görmüş. Ninenin sepeti devrilmiş, bastonu uzağa düşmüş. 'Yavrum, şu bastonumu verir misin?' demiş nine titrek bir sesle. Ela hemen koşmuş; bastonunu uzatmış, dağılan meyvelerini toplamış, sepetini doldurmuş. Sonra da ninenin üşüdüğünü görüp kendi atkısını onun omuzlarına örtmüş, elinden tutup çeşme başına kadar götürmüş.
Çeşmenin başına varınca yaşlı nine gülümsemiş ve bir anda pırıl pırıl ışıklara bürünmüş. Meğer o, ormanı koruyan iyi kalpli bir orman perisiymiş! 'Sen iyiliği karşılık beklemeden yaptın Ela,' demiş peri. 'Al bakalım, bu benden sana.' Ela'nın sepetine bir avuç altın renkli buğday başağı bırakmış. 'Bunları toprağına ek, tıpkı bugünkü gibi paylaş.' Ela eve dönüp başakları ekince, tarlası ertesi baharda bereketten sapsarı kesilmiş; köyde aç kalan olmamış.
Bunu duyan Nadire kıskançlıktan çatlayacakmış. Ertesi gün koşa koşa ormana dalmış, o yaşlı nineyi aramaya başlamış. Sonunda aynı kütüğün dibinde onu bulmuş. Nine yine 'Yavrum, bastonumu verir misin?' demiş. Ama Nadire homurdanmış: 'Uzat elini de kendin al! Benim altın alacak işlerim var.' Sepeti tekmelemiş, nineyi ittirmiş, 'Hadi çabuk, ödülümü ver!' diye bağırmış. O anda peri bir ışık olup kaybolmuş. Nadire'nin sepetine ise yalnızca kuru yapraklar dolmuş.
Nadire eli boş, yüzü kızararak köyüne dönmüş. Ela ise komşusuna darılmamış, ona da ekmeğinden, başağından pay vermiş. Sevgili çocuklar, iyilik gösteriş için değil, yürekten yapılır. Çalışan eller, alçakgönüllü kalpler ve karşılık beklemeyen iyilikler her zaman bereketle ödüllenir; açgözlülük ile tembellik ise insanın elini boş bırakır. Siz de iyiliği sevgiyle, gülümseyerek yapın; göreceksiniz, paylaştıkça çoğalacak.