Dürüst Yiğit ile Altın Kese: Kaybolan Hazinenin Sırrı
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, dağların eteğinde yemyeşil bir köy varmış. Bu köyde Yiğit adında, yedi sekiz yaşlarında bir çocuk annesi ve babasıyla birlikte yaşarmış. Yiğit'in ailesi çok fakirmiş; ne tarlaları genişmiş ne de sandıkları altın doluymuş. Ama Yiğit öyle iyi kalpli, öyle dürüst bir çocukmuş ki, köylüler onu her gördüğünde gülümser, 'İşte bal gibi tatlı bir yürek,' derlermiş. Sabahları kuş sesleriyle uyanır, akşamları yıldızları sayarak uykuya dalarmış.

Yine böyle serin bir sonbahar sabahı, Yiğit annesine yardım etmek için ormanın yoluna düşmüş. Omuzundaki küçük torbasına çıra ve mantar toplayacakmış. Patika boyunca yürürken, ayağının dibinde parıldayan bir şey görmüş. Eğilip bakmış ki, kadifeden bir para kesesi! Kesenin ağzını açınca içi tepeleme altın liralarla doluymuş. Altınlar güneş ışığında pırıl pırıl parlıyormuş. Yiğit şaşkınlıktan bir an nefesini tutmuş, çünkü ömrü boyunca bu kadar çok altını bir arada hiç görmemiş.

Yiğit'in aklından bir an, 'Bu altınlarla anneme sıcacık bir şal, babama sağlam bir ayakkabı alabilirim,' diye geçmiş. Ama hemen ardından içinden bir ses, 'Bu kese senin değil ki Yiğit,' demiş. 'Kim bilir sahibi şimdi ne kadar üzgündür, belki de her yeri arayıp duruyordur.' Yiğit dürüst bir çocukmuş; başkasının malına göz dikmek ona hiç yakışmazmış. Keseyi sıkı sıkıya avucunda tutmuş ve 'Sahibini bulup geri vereceğim,' diye kendi kendine söz vermiş.

Önce patikada iz sürmüş. Az ilerideki tozlu yolda, at nallarının ve tekerlek izlerinin ormandan şehre doğru gittiğini fark etmiş. Yiğit hiç vakit kaybetmeden o izlerin peşine düşmüş. Yol boyunca karşılaştığı herkese, 'Bu sabah buradan altın kesesini düşüren bir yolcu geçti mi?' diye sormuş. Sonunda yaşlı bir çobandan, sabahleyin telaşla geçen kırmızı cüppeli bir tüccarın şehirdeki hana indiğini öğrenmiş. Yiğit sevinçle hana doğru koşmaya başlamış.

Hana vardığında, avluda eşyalarını bir bir karıştıran, telaşlı bir tüccar görmüş. Adamcağız kesesini yolda düşürdüğü için biraz üzülmüş, oraya buraya bakınıp duruyormuş. Yiğit yanına gidip usulca, 'Amca, siz bu sabah ormanın yolundan geçtiniz mi? Sanırım bu kese sizin,' demiş ve altın dolu keseyi ona uzatmış. Tüccar gözlerine inanamamış; kesesini alıp içindeki altınları saymış, bir tek lira bile eksik değilmiş. 'Böylesine dürüst bir çocuğu ömrümde hiç görmedim,' diye mırıldanmış.

Tüccar, minnetle Yiğit'in başını okşamış. 'Sen fakir olabilirsin evladım, ama senin yüreğin altından çok daha kıymetli,' demiş. Ona bir avuç altın ile sevimli, küçük bir tay hediye etmiş; üstelik her mevsim köye uğrayıp ailesine erzak getireceğine söz vermiş. Yiğit o günden sonra da hep dürüst kalmış. Çünkü o gün çok iyi anlamış ki, dünyanın bütün altınları bir araya gelse bile, dürüstlükten daha değerli bir hazine yokmuş. Kim dürüst olursa, mutluluğu da sevgiyi de kazanırmış.
