Emir’in Karton Şehri: Birlikte Kurmanın Masalı
Yağmurlu bir cumartesi günü Emir, apartmanın ortak salonunda kocaman bir buzdolabı kutusu buldu. Kutuyu görünce, “Bundan dünyanın en güzel karton şehrini yapacağım!” dedi. Makasını, boyalarını ve bantlarını getirdi. Arkadaşları Ada ile Kerem de yardıma geldi; Pati ise kuyruğunu sallayarak kutunun içine yerleşti. Emir hemen yüksek bir kale çizdi, Ada geniş bir park istedi, Kerem de tekerlekleri dönen uzun bir köprü yapmayı önerdi.

Üçü de kendi fikrini aynı anda anlatınca kimse kimseyi duymadı. Emir kalenin duvarını yükseltirken Ada aynı kartonu park gölü için kesti. Kerem’in köprüsü yer bulamayınca masanın kenarında kaldı. Üstelik Pati geri geri yürürken bant rulosuna takıldı ve yarım kule devrildi. Çocuklar birbirlerine bakıp somurttu. Karton şehir daha başlamadan karmakarışık olmuştu. Emir önce kızdı, sonra herkesin konuştuğu ama kimsenin dinlemediği anı fark etti.

Emir üç renkli şişe kapağını ortaya koydu. Kırmızı kapak konuşanı, mavi kapak dinleyeni, sarı kapak ise soru soranı gösterecekti. Önce Ada kırmızı kapağı aldı ve herkesin oynayabileceği ağaçlı bir park düşündüğünü anlattı. Kerem, parkın üzerinden geçen açılır bir köprü önermesinin nedenini açıkladı. Emir de kalenin şehre giriş kapısı olabileceğini söyledi. Sıra değiştikçe fikirlerin birbirine engel olmak yerine birbirini tamamlayabildiğini gördüler.

Bir plan kâğıdı hazırladılar. Emir sağlam duvarları ölçtü, Ada parkın ağaçlarını ve yollarını boyadı, Kerem köprünün hareketli parçasını kurdu. Zor işlerde ikişerli çalışmaya karar verdiler. Kule yeniden eğilince suçlu aramak yerine altına üçgen karton destekler eklediler. Pati’ye de görev verdiler: yere düşen yumuşak kâğıt topları küçük sepetine taşıyacaktı. Pati her gelişinde övgü alınca işini ciddiyetle yaptı ve kimsenin bandına basmadı.

Akşama doğru şehirde kale kapısı, açılır köprü, renkli park, minik kütüphane ve yağmur suyunu toplayan mavi çatılar vardı. Fakat ortada boş bir alan kalmıştı. Çocuklar bu kez kapaklara gerek duymadan birbirini dinledi. Alanı yalnız birinin fikriyle doldurmak yerine üçünün de sevdiği bir meydan yaptılar. Emir saat kulesini, Ada çiçek tezgâhını, Kerem dönen sahneyi ekledi. Pati için de meydana kemik biçimli küçük bir bank koydular.

Yağmur dindiğinde komşu çocuklar karton şehri görmeye geldi. Emir başta “benim şehrim” demek istedi, sonra arkadaşlarının yaptığı köprüye, parka ve meydana baktı. Gülümseyerek, “Bu bizim şehrimiz,” dedi. Her çocuk yeni bir ev veya ağaç ekledi; şehir büyüdükçe daha da güzelleşti. Emir o gün iyi bir fikrin yalnızca yüksek sesle söylenen fikir olmadığını öğrendi. Dinlenen, paylaşılan ve başkalarının düşünceleriyle gelişen fikirler, en sağlam kulelerden bile daha güçlüydü.
