Melo ve Ay Nilüferinin Kapanan Yaprakları
Melo, göl kıyısındaki saz yuvasında yaşayan küçük bir su sıçanıydı. Akşam olduğunda bütün kardeşleri yosun minderlerine kıvrılmış, fakat Melo'nun gözleri hâlâ açıktı. Pencere gibi yuvarlak saz aralığından, gölün ortasındaki beyaz ay nilüferini görüyordu. Çiçeğin geniş yaprakları gündüz güneşe açıkken şimdi yavaşça birbirine yaklaşıyordu. Annesi Luma, Melo'nun yanına uzanıp uykuyu çağırmak için acele etmeleri gerekmediğini söyledi. Birlikte yalnızca nilüferin her esintide biraz daha sakinleşmesini izlemeye başladılar.

Luma önce sazlığın seslerini saymadan dinlemeyi önerdi. Uzakta bir kurbağa tek kez öttü, su kıyıya yumuşakça dokundu, ince sazlar birbirine sürtünüp fısıldadı. Melo her sesi yakalamaya çalışınca kulakları dikiliyordu. Luma, ses geldikten sonra ardında kalan sessizliği de fark etmesini istedi. Kurbağanın ötüşü bitti, suyun küçük şıpırtısı dağıldı, sazların fısıltısı aralandı. Melo, gecenin boş olmadığını; seslerle sessizliklerin sırayla gelip geçtiğini anladı. Omuzları gevşedi ve başını serin yosun minderine biraz daha ağır bıraktı.

Sonra Melo ön patilerini nazikçe gerip bıraktı. Arka patileri yuvanın sıcak kuru otlarına yayıldı. Burnundan aldığı nefes karnını küçük bir göl dalgası gibi yükseltiyor, verdiği nefes onu yeniden düzleştiriyordu. Luma da yanında aynı yavaş ritimde nefes aldı. Yuvarlak saz aralığından süzülen ay ışığı, yuvanın duvarında soluk bir halka çizmişti. Melo her nefeste halkayı büyütmeye çalışmadı; yalnız kendi rahat hızını izledi. Ay nilüferinin iki beyaz yaprağı daha kapanırken göz kapakları da ağırlaşmaya başladı.

Melo'nun aklına gündüz yarım bıraktığı kamış kayığı geldi. Sabah rüzgâr çıkarsa kayığın kuruyup eğrileceğinden korktu. Luma, düşünceyi kovmak yerine ona yarın için güvenli bir yer gösterebileceklerini söyledi. Melo kayığın yuvanın gölgeli rafında beklediğini, sabah nemli bir yaprakla onu düzeltebileceğini hayal etti. İçinden, bunu şimdi çözmek zorunda olmadığını geçirdi. Kayık düşüncesi küçülüp ay ışığındaki ince bir çizgiye dönüştü. Dışarıda nilüfer neredeyse kapanmış, gölün yüzeyi koyu mavi bir örtü gibi durulmuştu.

Luma, soluk mavi yaprak desenli örtüyü Melo'nun omzuna çekti. Ay nilüferi son yaprağını da usulca kapatıp suyun üzerinde yuvarlak, beyaz bir tomurcuk oldu. Melo kurbağanın uzak sesini duydu, ardından gelen sessizliği bekledi; suyun dokunuşunu işitti, sonra onu bıraktı. Patileri sıcak, nefesi yavaş, başı yosun minderinde rahattı. Sabah olduğunda çiçek yeniden açacak, kamış kayığı da onu bekleyecekti. Melo, günü bitirmenin her işi tamamlamak değil, düşünceleri güvenle sabaha bırakmak olduğunu öğrendi. Gölün sakin ritmine güvenerek gözlerini kapattı ve huzurla uyudu.
