Klasik Masallar 5 Görüntülenme 2 dk okuma

Belinay ve Sırça Güvercin: Paylaşılan Ekmeğin Klasik Masalı

Bir varmış, bir yokmuş; Güneşyurt ülkesinde rüzgârla dönen büyük bir un değirmeni varmış. Değirmenin unu, sarayın fırınında pişen bereket ekmeğine dönüşür, ilk dilimler köy meydanında paylaşılırmış. Bir kış sabahı değirmenin kanatları durmuş, ambarlar boşalmış. Genç fırıncı çırağı Belinay, elinde kalan son küçük somunu taş fırından çıkarırken pencereye kanadı çatlamış, saydam bir güvercin konmuş. Güvercinin göğsünde buğday tanesi gibi altın bir ışık yanıyormuş.

Belinay somunu saraya götürmek üzere yola çıkmış. Köprü başında üşüyen bir çoban çocuk, çeşme yanında yorgun bir dokumacı ve meydanda aç bir gezgin görmüş. Her birine ekmeğinden bir parça vermiş; kendisine yalnız avuç içi kadar bir lokma kalmış. Sırça güvercin her paylaşımda biraz parlamış, sonra karın üzerine altın ayak izleri bırakmış. Belinay izleri takip edince yıllardır kullanılmayan eski değirmenin kapısına ulaşmış.

Kapıda üç tahta kilit varmış. İlkinde bir ekmek resmi, ikincisinde yavaş akan bir kum saati, üçüncüsünde açık bir avuç oyulmuş. Belinay son lokmasını ekmek yuvasına koyunca birinci kilit açılmış. İkinci kilit için donmuş çarkı aceleyle zorlamak yerine üzerindeki buzu ılık bezlerle sabırla çözmüş. Üçüncü kilitte ise değirmenin boş kalmasının nedenini dürüstçe söylemesi gerekiyormuş. Belinay, saray ambarını birlikte aramaya karar vermiş.

Sarayın ambarcısı Hazar, kıtlık uzar korkusuyla un çuvallarını gizli bir bölmeye sakladığını itiraf etmiş. Kral kızmak üzereyken Belinay, korkunun saklandıkça büyüdüğünü, doğruluğun ise çözüm buldurduğunu söylemiş. Hazar özür dilemiş ve bölmeyi açmış. Köylüler çuvalları eski değirmene taşımış; çoban kanatlara ip germiş, dokumacı yırtık un torbalarını onarmış, gezgin de donmuş dereye küçük bir su yolu açmış.

Herkes sırayla çarka omuz verince değirmenin kanatları önce ağır ağır, sonra neşeyle dönmüş. Sırça güvercin yükselip göğsündeki altın ışığı değirmen taşına bırakmış. Taneler ince una dönüşmüş, fırınlar yeniden ısınmış. Belinay büyük bir hamur teknesinde unu yoğururken Hazar da ilk somunları köy meydanına taşımış. O gün bereket ekmeği her zamankinden daha güzel kokmuş; çünkü içine yalnız buğday değil, cesaretle söylenen gerçekler ve birlikte çalışan eller de karışmış.

Kral, Belinay'a değerli bir taç sunmak istemiş. Belinay bunun yerine eski değirmenin ortak bir fırına dönüşmesini, kimsenin aç kalmaması için her aileden gücü kadar tahıl ayrılmasını dilemiş. Hazar ilk gönüllü olmuş. Sırça güvercinin çatlak kanadı altın bir çizgiyle iyileşmiş ve fırının penceresine yuva kurmuş. Güneşyurt halkı o günden sonra şunu unutmamış: Bereket, saklanan çokluktan değil; dürüstçe paylaşılan azdan, sabırdan ve dayanışmadan doğarmış.