İnci ve Safran Kaşık: Bereketli Hanın Klasik Masalı
Bir varmış, bir yokmuş; dağlarla ovaların buluştuğu yerde Bereket Hanı adında küçük bir konak varmış. Hanı işleten Hayriye Nine, gelen her yolcuya sıcak çorba ikram eder, torunu İnci de büyük bakır kazanı Safran Kaşık ile karıştırırmış. Kaşığın sapındaki güneş, sofrada herkes birbirine yer açınca parıldarmış. Uzun bir kuraklık başlayınca ambarlardaki mercimek, soğan ve un azalmış. Hayriye Nine yine de kapıya gelenleri çevirmemiş; fakat bir akşam kaşık susmuş, kazandaki çorba da herkese yetmeyecek kadar azalmış.
İnci, kaşığın kırıldığını sanıp sapını yağlamış, kazanı temizlemiş, ateşi tazelemiş. Yine de güneş kabartması parlamamış. O sırada hana üç yolcu gelmiş: heybesinde bir avuç mercimek taşıyan çoban, iki soğanı olan dokumacı ve küçük un kesesi bulunan arabacı. Her biri erzağını yalnız dönüş yolu için saklamak istemiş. İnci önlerine üç boş tas koyup kendi kayısı kurusunu kazana bırakmış. ‘Tek başına benimki çorba olmaz; ama başlangıç olabilir,’ demiş. Hayriye Nine gülümsemiş, Safran Kaşık'ın ucunda soluk bir ışık görünmüş.
Çoban mercimeğini, dokumacı soğanlarını, arabacı da ununu paylaşmış. Bahçeden gelen çocuklar kekik toplamış, çeşme bekçisi temiz su getirmiş. İnci her malzemeyi ekleyenin adını yüksek sesle söylemiş ve ilk tası en uzun yoldan gelen yaşlı yolcuya uzatmış. Kazandan kepçe kepçe çorba çıktığı hâlde seviyesi azalmamış. Tam sofralar dolarken vergi kâtibi hanın kapısına dayanmış. Parlayan kaşığın saraya ait olması gerektiğini söyleyip onu almak istemiş. İnci kaşığı gizlememiş; kâtibi boş kalan son sandalyeye davet etmiş.
Kâtip, kaşığı kendi tasında çevirmiş, ama güneş kabartması yeniden sönmüş. İnci, ‘Kaşık bir kişiye değil, paylaşan sofraya hizmet ediyor,’ demiş. Kâtibin torbasında yol boyunca topladığı nohutlar varmış. Bir süre düşünmüş, sonra torbayı açıp nohudu kazana dökmüş. Sofradakiler ona da yer açınca kaşık bal rengi bir ışıkla parlamış. Kâtip yediği çorbanın yalnız malzemelerden değil, karşılıklı güvenden güç aldığını anlamış. Saraya dönünce kuraklık vergisini erteletmiş, çevre köylerden gelen fazla erzağın hana adilce ulaştırılmasını sağlamış.
Yağmurlar dönene kadar Bereket Hanı'nın kapısında yeni bir gelenek başlamış. Parası olan para, tohumu olan tohum, vakti olan da odun kesmek ya da sofra kurmak için emek verirmiş. Hiçbir şeyi olmayan yolcuya ise dinlenmesi için yer açılırmış; çünkü onun anlatacağı haberin de değeri varmış. İnci, Safran Kaşık'ı kilitli sandığa koymamış, bakır kazanın yanına asmış. Güneş kabartması bazen ışıldar, bazen sessiz kalırmış; böylece herkese sofranın hâlini hatırlatırmış. İnci, bereketin tükenmeyen sihirli bir yiyecek değil, eldeki azı adaletle paylaşma cesareti olduğunu öğrenmiş. Hanın çorbası da o günden sonra önce kalpleri, sonra tasları doyurmuş.