Klasik Masallar 3 Görüntülenme 2 dk okuma

Narin ve Ay Çanı: Kayıp Baharın Klasik Masalı

Bir varmış bir yokmuş, Gülova Krallığı’nda bahar her yıl meydandaki Ay Çanı çalınca başlarmış. Bir sabah çan yerinden kaybolmuş; tomurcuklar kapalı, dereler sessiz kalmış. Sarayın habercisi, çanı Sisli Tepe’deki eski kulenin sakladığını duyurmuş. Kimse soğuk patikaya çıkmaya cesaret edemezken fırıncının sekiz yaşındaki kızı Narin hardal pelerinini takmış. ‘Bahar hepimizin, onu aramak da hepimizin işi,’ demiş.

Narin yolda, donmuş göletin kıyısında kanadı sazlara dolanan Akkanat adlı küçük kuğuyu görmüş. Acele etmeden düğümleri çözmüş, çantasındaki çöreğin yarısını onunla paylaşmış. Akkanat boynundaki mavi kurdeleyi sallayıp öne geçmiş. Birlikte gümüş ağaçların arasından yürürken iki patikaya ulaşmışlar. Parlak taşlı yol yüksek sesle övünüyor, yosunlu yol ise yalnızca minik çan sesleri taşıyormuş. Narin sessiz melodiyi dinleyip yosunlu yolu seçmiş.

Patikanın sonunda, altında bulutlar akan ince bir taş köprü varmış. Köprünün kapısındaki yüz, ‘En değerli eşyanı bırakırsan geçersin,’ demiş. Narin hasır çantasına, pelerinine ve annesinin verdiği saç tokasına bakmış. Sonra Akkanat’ın ürktüğünü fark edip elini onun sırtına koymuş. ‘En değerli şeyim bir eşya değil; verdiğim sözü tutma isteğim,’ demiş. Taş yüz gülümsemiş, köprü genişleyip güvenli bir yola dönüşmüş.

Sisli Tepe’nin kulesinde üç salon onları bekliyormuş. İlkinde altın oyuncaklar, ikincisinde rengârenk şekerler varmış; üçüncü salon ise boş görünüyormuş. Narin, duvardaki ay biçimli izleri fark edince avuçlarını çırpmış. Yankı, yerdeki yuvarlak bir taşı titreştirmiş ve gizli merdiven açılmış. Akkanat önden süzülmüş, Narin basamakları sayarak yükselmiş. Kulenin en üstünde Ay Çanı, solgun bir ışığın içinde sessizce asılı duruyormuş.

Çanın bekçisi yaşlı Rüzgâr Ustası, ‘Onu götürürsen kulem sonsuza dek sessiz kalır,’ demiş. Narin çanı gizlice almak yerine gerçeği anlatmış: köyde açamayan çiçekleri, susan dereleri ve üşüyen kuzuları söylemiş. Sonra, ‘Çanı yalnız baharı uyandırana kadar ödünç alayım; her yıl ilk çiçeklerle birlikte geri getireyim,’ diye söz vermiş. Dürüst sözler çanın üzerindeki buzu eritmiş. Rüzgâr Ustası gülümseyerek çanı Narin’e emanet etmiş.

Narin ile Akkanat Gülova’ya döndüğünde bütün köylüler meydanda toplanmış. Narin Ay Çanı’nı bir kez çalmış; berrak ses vadilere yayılınca dereler şarkı söylemiş, erik ağaçları çiçeklenmiş, kuzular çimenlerde zıplamış. Köylüler büyük bir şenlik kurmuş ama Narin verdiği sözü unutmamış. İlk çiçeklerden bir sepet hazırlayıp çanı kuleye geri götürmüş. O günden sonra Gülova’da herkes bilmiş ki gerçek cesaret, iyilikle yürümek ve kimse görmese bile sözünü tutmaktır.