Nisan ve Akçaağaç Düdük: Sisli Krallığın Klasik Masalı
Bir varmış bir yokmuş, sedir tepelerinin arasındaki küçük bir krallıkta sabahları öylesine koyu bir sis olurmuş ki çatıların kırmızı kiremitleri bile görünmezmiş. Sis yüzünden komşu köylerin haber güvercinleri bile kule çevresinde yolunu şaşırıyor, yün pazarları gün doğmadan açılamıyormuş. İnsanlar endişeliymiş. Sarayın yedi kemerli Rüzgâr Kulesi sustuğundan beri fırıncılar güneşi, çobanlar da patikaları bulmakta zorlanırmış. Dokuz yaşındaki çoban kızı Nisan, ninesinden kalan soluk renkli akçaağaç düdüğü cebinde taşırmış. Kraliçe, sisi güvenle dağıtana ödül vereceğini duyurunca Nisan kuleyi zorlamak yerine önce onun sesini dinlemeye karar vermiş.
Nisan kulenin eteğinde, gri mavi pelerinli yaşlı Sisçi'yle karşılaşmış. Saray görevlileri yıllar önce onun ince rüzgâr ezgileriyle alay edince Sisçi yedi ahşap kanadı kapatmış; sis de içeride biriken serin nefes gibi ovaya yayılmış. Nisan düdüğünü çalmadan önce ekmeğini Sisçi'yle paylaşmış ve neden üzüldüğünü sormuş. Yaşlı adam, kanatların paslı olmadığını, yalnızca herkesin aynı anda bağırmasından korktuğunu söylemiş. Nisan, önce sessizce dinleyeceklerine ve kuleyi birlikte uyandıracaklarına söz vermiş.
Nisan köye dönüp marangozu, bakırcıyı, fırıncıyı ve çobanları toplamış. Herkes sırayla konuşmuş; kimi menteşelere balmumu getirmiş, kimi sisli yolda güvenli ipler germiş, kimi sıcak çörek hazırlamış. Kralın gösterişli danışmanı Arven, büyük davullar çalınırsa kulenin hemen açılacağını söylemiş. Nisan bunun Sisçi'yi yine susturacağını açıklamış. Kraliçe de acele buyurmak yerine çocukların planını dinlemiş. Köylüler yedi kanadı birer birer temizleyip yumuşatırken Sisçi, her kemerin hangi rüzgâra baktığını göstermiş.
Son kanat açıldığında danışman Arven, akçaağaç düdüğü kendisinin bulduğunu söyleyerek öne çıkmış. Nisan öfkelenmemiş; düdüğün sapındaki ninesinin oyduğu küçük yaprak izini, Sisçi'yle paylaştığı ekmeğin yarısını ve hazırladıkları sırayı kraliçeye göstermiş. Marangozla fırıncı da gördüklerini anlatınca gerçek ortaya çıkmış. Arven başını eğip özür dilemiş ve en ağır kanadın ipini tutmuş. Kraliçe, doğruluğun yüksek bir sesten değil, birbirini tamamlayan sakin kanıtlardan güç aldığını anlamış.
Nisan kulenin ortasında düdüğüne tek, yumuşak bir ezgi üflemiş. Sisçi yedi kanadı sırayla çevirmiş; tepelerin serin rüzgârı kemerlerden geçip sisin arasına altın renkli yollar açmış. Güneş yükselince kırmızı çatılar, sedirler ve koyun sürüleri yeniden görünmüş. Nisan ödül olarak altın istememiş; kuleye herkesin dinlenip sırayla konuşabileceği yuvarlak bir masa yaptırmış. Arven de masanın ilk bakım nöbetini üstlenmiş. O günden sonra ülkede çocuklar, iyiliğin dinlemekle başladığını; dürüstlük ve ortak emekle en koyu sisin bile dağılabileceğini anlatmış.