Mihri ve Nar Ağacı Tokmağı: Yankısını Yitiren Sarayın Klasik Masalı
Bir varmış bir yokmuş, lacivert kubbeleri bulutlara değen Yankı Sarayı'nda söylenen her iyi söz yedi kez geri dönermiş. Fakat bir sonbahar sabahı sarayın kemerleri susmuş; ne çeşmenin şırıltısı ne de çocukların kahkahası yankılanmış. Sultan Rauf, yüksek sesli davullar ve parlak borular getirttiği hâlde sessizlik değişmemiş. Sarayın genç marangoz çırağı Mihri ise gürültü eklemek yerine duvarları dinlemeyi önermiş. Usta Cemal ona ceviz çantasını uzatıp, “Bazen bir yapı da insanlar gibi duyulmak ister,” demiş.

Mihri önce turkuaz çinili çeşmenin başına oturmuş. Taşlarda çatlak yokmuş ama avlu kapılarının hepsi içeriden sürgülüymüş. Aşçı, bahçıvan ve dokumacı yalnızca hizmet kapısından giriyor; köylüler dileklerini dışarıdaki sepete bırakıyormuş. Mihri ana kapının üzerinde, yıllardır kullanılmayan nar biçimli bir tokmak görmüş. Kırmızımsı ağaca kulağını dayayınca çok hafif bir fısıltı duymuş: “Ben kovmak için değil, buyur etmek için oyuldum.” Mihri tokmağı sökmeden temizlemiş, bakır yapraklarını zeytinyağıyla parlatmış.

O sırada sarayın başmabeyincisi, kapı açılırsa avlunun kalabalık olacağını söyleyip tokmağı altın bir süsle kapatmak istemiş. Mihri nazikçe karşı çıkmış: “Bir tokmağın değeri parıltısında değil, kapıyı kimin için açtığındadır.” Sultan merakla ana kapıya gelmiş. Mihri ondan dışarı çıkmasını, sonra bir misafir gibi tokmağı vurmasını rica etmiş. Rauf nar tokmağı üç kez tıklatınca içeride tek bir ses duyulmuş; ancak kapı açılmayınca yankı yine doğmamış. Bunun üzerine sultan sürgüyü kendi eliyle kaldırmış.

Kapının önünde yağmurdan ıslanmış köylüler, sepetinde sıcak çörek taşıyan fırıncı ve kırık küreğini onarmak isteyen bir çiftçi bekliyormuş. Sultan hepsini avluya davet etmiş. Aşçı çorba paylaşmış, dokumacı kuru şallar getirmiş, Usta Cemal de çiftçinin küreğini Mihri'yle birlikte onarmış. Her teşekkürde kemerlerden yumuşak bir karşılık yükselmiş; çeşmenin şırıltısı önce iki, sonra dört, en sonunda yedi kez dönmüş. Başmabeyinci bile altın kapağı bırakıp gelenlerin ıslak pelerinlerini asmaya yardım etmiş.

O günden sonra Yankı Sarayı'nın ana kapısı her öğleden sonra açılmış. Mihri nar tokmağının yanına yazı koymak yerine küçük bir ahşap bank yapmış; çünkü herkesin okuyamadığını, ama herkesin dinlenmeye ihtiyaç duyduğunu düşünmüş. Sultan, önemli kararlar öncesinde avluda halkı dinlemeyi alışkanlık edinmiş. Sarayın yankısı artık en çok yüksek sesleri değil, içten selamları, paylaşılan ekmeği ve yardım tekliflerini çoğaltıyormuş. Mihri de gerçek görkemin kapıları kapatmakta değil, güvenle açıp birbirini dinlemekte olduğunu hiç unutmamış. Bu söz, sarayın en güzel yasası olmuş.
