Hüma ve Keten Mendil: Gözyaşı Döken Dev Çınarın Klasik Masalı
Bir varmış bir yokmuş, Taşyaprak Ülkesi'nin ortasında saraydan daha yaşlı bir çınar yaşarmış. Halk, çınarın dallarına keten kurdele bağlayıp dilek dilermiş; gerçekleşen her dilek için de köklerine bir testi su dökermiş. Zamanla insanlar yalnızca istemeyi hatırlamış. Dallar yüzlerce kurdeleyle ağırlaşmış, toprak kupkuru kalmış. Bir sabah yaprak uçlarından bal renkli damlalar süzülünce herkes ağacın altın ağladığını sanıp kaplarla koşmuş. Bahçıvan çırağı Hüma ise damlaları toplamamış; krem keten mendiliyle ağacın çatlamış kabuğunu usulca silmiş.
Hüma kulağını gövdeye dayayınca derinden gelen yorgun bir gıcırtı duymuş. Dev çınar konuşmuyormuş ama kökleri taş halkaya vurup susuzluğunu anlatıyormuş. Hüma, en alçak daldaki kurdeleyi çözdüğünde üzerinde büyük bir bahçe isteyen bir dilek bulmuş; oysa kurdeleyi bağlayan kişi tek bir tohum bile ekmemiş. İkinci kurdele bol meyve istiyor, fakat sahibinin boş testisi yıllardır depoda duruyormuş. Hüma, “Dilek ağacı taşımakla, iyilik de yalnız düşünmekle büyümez,” demiş ve Sultan Arif'ten meydandaki çanları çalmasını istemiş.
Sultan Arif halkı topladığında Hüma kimseyi azarlamamış. Herkesin kurdelesini bulup dileğinin yanına yapabileceği küçük bir bakım işi seçmesini önermiş. Fırıncı kurumuş toprağa su taşımış, terzi ağır düğümleri kesmeden çözmüş, çocuklar köklerin çevresindeki taşları gevşetmiş, saray aşçısı meyve çekirdeklerini fide yatağına dikmiş. Hüma, keten mendilini ince şeritlere ayırıp yaralı iki dala yumuşak destek bağlamış. Sultan da tacını çıkarıp bronz kovayla kuyudan su çekmiş. Kurdeleler azaldıkça çınarın dalları göğe doğru yavaşça doğrulmuş.
Akşamüstü son ağır kurdele de çözülünce bal renkli damlalar durmuş. Dev çınar, zümrüt yapraklarını birbirine değdirerek tatlı bir yağmur sesi çıkarmış; ardından dallarından üç taze filiz uzatmış. İnsanların dilediği bahçe bir anda ortaya çıkmamış, fakat toprağa dikilen fideler için geniş bir gölge oluşmuş. Sultan Arif, dilekleri yasaklamamış; ağacın yanına boş bir bakım sepeti koydurmuş. Dilek bağlamak isteyen önce sepetten bir görev taşı seçiyor, su vermek, toprak havalandırmak ya da kuşlara sığ bir kap bırakmak gibi gerçek bir iş yapıyormuş.
Aylar sonra meydan, tek bir mucizeyle değil, yüzlerce küçük emekle rengârenk bir bahçeye dönüşmüş. Hüma'nın mendilinden kalan son işlemeli parça çınarın iyileşen dalında hafifçe dalgalanmış; üzerinde dilek yazmıyor, yalnız yeşil yaprak nakışları parlıyormuş. Halk artık bal renkli damlaları beklemiyor, yaprakların sağlıklı hışırtısını dinliyormuş. Sultan Arif her ilkbahar kovasını kendi taşıyor, çocuklar yeni gelenlere bakım sepetini anlatıyormuş. Hüma da iyiliğin karşılığını hemen almak için değil, canlıların yükünü hafifletmek için yapıldığında gerçek bir mucizeye dönüştüğünü hiç unutmamış.